20 Haziran, Çarşamba


İran’da rejim ile tarikatlar arasındaki gerginliğin kısa tarihi

Analitik Merkez

A- A A+

2009 Yeşil Hareket gösterileri ve içinde bulunduğumuz yılın başında ekonomik temelli başlayan, akabinde ise rejim aleyhtarlığına evrilen gösterilerden sonra, İran yeni bir gösteri dalgasıyla daha karşı karşıya kalabilir. 3 polis ile 2 Besiç’in (rejim yanlısı paramiliter) ve resmi rakamlarla bir göstericinin hayatını kaybettiği yeni gerginliğin sebebi, Gonabadi dervişleri olarak isimlendirilen bir grupla rejim arasındaki gergin ilişkiler. Gösteri ve ölümler, 70 yaşındaki bir Gonabadi mensubunun gözaltına alınması ve sonrasında Gonabadi liderinin gözaltına alınacağı şayialarına dayansa da, aslında gerginliğin gerçek sebebi çok daha eskilere dayanıyor; 2009 seçimlerinde hile yapıldığı iddiaları sonrası başlayan Yeşil Hareket gösterilerine, hatta ondan da öncesine... 

2006 yılında Kum’da “Hüseyniye” olarak isimlendirdikleri ibadethaneleri yıkılan Gonabadi dervişleri, Ayetullah Hameney’e hitaben yazıkları mektupta, kendilerine uygulanan baskılardan şikâyet ederek “Müslümanların ve Şiilerin arasına nifak sokmaya çalışanların önüne geçilmesini” talep etseler de, İsfahan ve diğer bazı şehirlerdeki Hüseyniyyelerinin yıkılmasını durduramadılar. Binden fazla mensuplarının gözaltına alındığı bu gerginlikte, yıkım sırasında polis tarafından Gonabadilere uygulanan şiddet de ayrıca kayıtlara geçti. Yine bir mektupla şikayetlerini İran'ın dini lideri Ayetullah Hameney’e ilettiler ve yine bir karşılık alamadılar.

Yıkımlar ve dervişlere uygulanan şiddet, reformcu olarak bilinen Mehdi Kerrubi tarafından kınandı. 2009 seçimlerinde Mehdi Kerrubi cumhurbaşkanlığına aday olunca, ilk destek Gonabadi tarikatının lideri Nur Ali Tabende'den geldi. Tabende, İran rejiminin de çok yakından tanıdığı bir isim. 1979’daki devrimden sonra kurulan ilk hükümette bakan yardımcısı olan Nur Ali Tabende, Muhammed Rıza Şah döneminde ise devrim lideri Ayetullah Humeyni’nin ağabeyi Ayetullah Pesendide ve Ayetullah Talegani gibi önemli isimlerin avukatlığını yapmıştı. 2009’da Kerrubi’ye destek veren Nur Ali Tabende, seçim sonrasında, emrine hazır milyonlarca müridi olduğu halde desteklediği Kerrubi’nin sadece 333 bin oy almasını, rejimin kendilerine yaptığı bir şaka olarak değerlendirdiği ironik konuşmasıyla belki gösterilerin fitilini ateşlemedi ama sokağa çıkan göstericilerin artmasına, gösterilerin daha da büyüyerek sürmesine katkı sağladı.

Gösterilerin bastırılmasından ve Kerrubi’nin de ev hapsine alınmasından sonra, rejimin Gonabadi dervişlerine baskısı gözaltılarla devam etti ve son olaylara kadar, alttan alta hissedilen bir gerginlik halinde sürüyordu.

Ayetullahlardan fetva: Tarikatlar İslam dışı

2009’dan bu yana birçok Ayetullah, tarikatların haram olduğu ve bunların (Şiiliği kastederek) İslam dışı olduğu yönünde fetvalar yayınladı.

Gonabadi dervişleri ise 2009’dan bugüne kadar, Ayetullah Hamaney’den Haşim Rafsancani’ye kadar birçok isme defalarca mektup yazarak, Kerrubi’ye oy verdikleri için kendilerine istihbarat birimlerinin yaptığı baskıdan ve cezalardan şikayet etti.

İran’daki tarikatlar konusunda uzman olan, merkezi Malezya’da bulunan İslam İrfan Araştırmalar Merkezi müdürü Dr. Yaser Atar da bu durumu doğruluyor. Atar, İran’da tarikatlara ve sufilerin aktivitelerine izin verildiğini, ancak 2009 yılında Gonabadi dervişlerinin liderlerinin Mehdi Kerrubi’ye destek vermesinden sonra baskı altına alındığını söylüyor.

Gonabadiler ilk değil; öncesinde Yaresanlar var

Gonabadilerle yaşadığı ve sonu ölümle biten olaylar, rejim için ilk değil. 2014 yılında da İran polisi, Yaresan tarikatı mensuplarıyla karşı karşıya gelmişti. Genellikle Azerbaycan ve Kirmanşah'ta bulunan Yaresan ya da “Ehl-i Hak” olarak bilinen ve bıyığa simgesel bir önem atfeden tarikat mensupları, askere alınınca zorla kestirilen bıyıkları için önce kışlayı basmış, ardından da polisle çatışmıştı. En az 6 güvenlik görevlisinin öldürüldüğü, 21 güvenlik görevlisinin yaralandığı olaylar sonrasında iki Yaresan mensubu idam edilmişti. Bu tarikat ile rejim arasındaki çatışmalar bununla sınırlı kalmamış, devlet kurumlarında istihdam edilen kişilerin tarikatlara mensubiyetleri, bıyıkları gerekçe gösterilerek engellenmişti. Hemedan hapishanesinde bir Yaresan’ın bıyığının kesilmesini ise üç arkadaşı kendilerini yakıp öldürerek protesto etmişlerdi.

Tarikatlar, rejime yumuşak muhalefet yuvaları

İran’da sadece Gonabadi ya da Yaresan dervişleri yok. Tarikatların yanı sıra, az da olsa Budizm menşeili ve “nevzuhur “tabir edilen gruplar da İran toplumunda kendisine yer buluyor.

İrfani tarikatlar ya da İranlıların tabiriyle nevzuhur gruplar, genelde rejime yumuşak muhalefetin bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Çünkü buralara mensubiyet kazananların büyük bir kısmı, rejimin kendilerine dayattığı din anlayışını reddediyor.

İrfani ve tasavvufi yeni akımlara olan ilginin gittikçe artması ise İran rejimi tarafından hoş karşılanmıyor. 1990’lı yılların sonunda İran’da rejim muhaliflerinin öldürülmesini organize eden ve daha sonra kendisi de hapiste şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden dönemin İstihbarat Bakan Yardımcısı Said İmami bir konuşmasında, dervişleri “rejim için en tehlikeli 4 unsurdan biri ve giderek yaygınlaşan guruplar” olarak değerlendirmişti.

Uzmanlara göre, devletin uyguladığı din baskısı ve gençleri “dindar” kılmak için yürütülen politikanın muvaffak olmaması, ortaya çıkan yeni gruplaşmaların nedenlerinden. Ayrıca “huzur” kavramının dine bağlı olma zorunluluğunu ortadan kaldıran yeni akımlar da, Tanrıyı sevmek için dini amellere gerek olmadığını savunuyorlar. Çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu ve yüzde 74’ü şehirlerde yaşayan İranlılar, “maneviyat” arayışında resmi din anlayışın dışına çıkmayı tercih ediyor. Geçtiğimiz aylarda, Mazenderan şehrinin önemli Şii alimlerinden “Hüccetülislam” Sadiki, gençlerin bu nevzuhur gruplara kaymasının kendilerinin suçu olduğunu, “Demek ki biz başaramamışız” sözleriyle itiraf etmişti.

Hint kökenli Osho bile var

Devletin kitap yayınlarına uyguladığı sıkı denetime rağmen, Hindistan merkezli Osho tarikatının kitapları, senelerdir İran’da serbest bir şekilde yayınlanıyor. Bununla beraber Budizmin bir yorumu olan “Zen” de İran’da geniş bir kitle tarafından destekleniyor. Bu yayınların gelecekte genç nesillerde nasıl bir etki bırakabileceği öngörülemiyor.

Son yıllarda enerji tedavisi ve rüya tabirleriyle ün kazanan grupların en yaygınları ise “Ekist” ve “İrfani halka” gibi sivil organizasyonlar.

Ankara ODTÜ çevre mühendisliği mezunu olan “İrfan halkası” kurucusu Muhammed Ali Tahiri, 2006’da “irfan ve İslami düşüncelerin tebliği” gayesiyle kurduğu “İrfan-i keyhani – kainat halkası” isimli dernek için resmi kurumlardan izin aldı. Kendisini Şii ve dindar olarak tanımlayan Tahiri, derneğinde “inter-universalism” temelli tamamlayıcı tedaviler uygulamaya başladı. “Zihinsel huzur” ve “ psikolojik sorunların giderilmesi” adı altında faaliyette bulunan bu derneğin çeşitli seminerler düzenlemesine de izin veriliyordu. Ancak 2010’da Devrim Muhafızları istihbarat kurumu tarafından gözaltına alınan Tahiri 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Fakat devreye giren bazı Ayetullahlar, Tahiri’nin mürted olduğu ve öldürülmesi gerekti yolunda fetva verdi. Ayetullahların fetvasının bağlayıcı kabul edildiği İran yargısı, Tahiri hakkında “irtidad” sebebiyle idam kararı aldı. Karar sonrası adliye önünde gösteri yapan çok sayıda Tahiri destekçisi de gözaltına alındı. Tahiri’nin idam cezasına itiraz süreci halen sürüyor. İdamı halinde ise rejimi, Tahiri’nin mensuplarıyla da yeni bir gerginlik bekliyor.

İran’da tarikatların tarihi

Genel Şii inancında on ikinci imamı temsil eden ve asırlardır gizli şekilde yaşamını devam ettirdiğine inanılan İmam Mehdi, Şii tasavvuf anlayışında “Veli-yi Asr” olarak ortaya çıkıyor. Yaser Atar, Ayetullah Humeyni’nin kurduğu velayeti fakih sisteminin de veli-yi asr ile benzerlikler gösterdiğini ve Humeyni’nin tasavvufu reddetmediğini, aksine irfani şiirler yazdığını da ekliyor. Atar’a göre, ayrıca Ayetullah Humeyni, İbn-i Arabi hakkında kitaplar telif etmiş, Hafız’ın gazellerine benzer şiirler de yazmıştı.

Attar, “Sultan ve veli”nin ayrı ayrı şahıslar olduğu Şiilikte, Safevi döneminde Şah İsmail “Şah ve veli”yi birleştirerek, “Ekmel-i Sufi”nin kendisinde tecelli ettiğini duyurdu” diyor. Ama toplum ve ordu, kısacası devletin idaresi tasavvufla pek mümkün görülmediğinden, akabinde Safevi sultanları mezhep olarak Şiiliği yaygınlaştırıp mezhep alimlerine daha yüksek vazifeler tanıyarak, tasavvufu da marjinalleştirdiler.

İran toplumunda tarikatlar, 19. yüzyılın son yarısına kadar yeraltındaydı. Ta ki Kaçar şahlarından sonra ilk olarak cumhuriyeti kurmak isteyen, ama sonrasında Pehlevi hanedanlığını kuran Rıza Pehlevi’ye kadar. Rıza Pehlevi, bu makama gelmeden 20 sene önce kendisine şah olacağını söyleyen Nimetullahilerden bir sufi yüzünden, saltanatı boyunca sufilere yakın durdu ve sürekli onlardan birini yanında bulundurdu; hatta haftada en az bir kez de görüştü.

İran’da tarikatlar Muhammed Rıza Şah döneminde de toplum içinde yer alıyor, ama çok da ön plana geçmiyorlardı.

Nakşibendiyye ve Kadiriyye de var

İran genelinde Sünni tarikatlar da biliniyor. Kadiri tarikatı İran’ın batısında, resmi adıyla Kürdistan eyaletinde yaygınken, Nakşibendilik ise İran'ın kuzeydoğusunda, genellikle Türkmen bölgesinde rağbet görüyor.

AA / Yavuz Cemal

EurasiaDiary © İçeriğin yayınlanması için hiperlink kullanılmalı.

Bizi takip edin:
Twitter: @EurasiaTurk
Facebook: EurasiaTurkiye


Загрузка...


loading...