‘Rusya’daki raflarda Türkçe’den çevrilen kitaplar Orhan Pamuk’tan ibaret kalmamalı’ - Elif Sudagezer | Eurasia Diary - ednews.net

25 Nisan, Perşembe


‘Rusya’daki raflarda Türkçe’den çevrilen kitaplar Orhan Pamuk’tan ibaret kalmamalı’ - Elif Sudagezer

Analitik Merkez A- A A+

2019 Rusya-Türkiye Kültür Yılı'nın ilk günlerinde, Marmara Üniversitesi Türk ve Rus Türkologları bir araya getirdi. Türk-Rus Türkologlar Çalıştayı’nda buluşan akademisyenler, Türkiye ve Rusya’nın çeviriden, Türkoloji alanına, akademide atması gereken adımları ele aldı.

Marmara Üniversitesi, 2019 Rusya-Türkiye Kültür Yılı'nın ilk günlerinde önemli bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Türk-Rus Türkologlar Çalıştayı Perşembe günü, Petersburg Üniversitesi öğretim görevlileri Prof. Dr. Viktor Grigoryeviç Guzev, Prof. Dr. Aleksandr Antonoviç Kolesnikov, Prof. Dr. İrina Nikolaevna Novikova, Prof. Dr. Efim Anatolyeviç Rezvan ve Doç. Dr. Nikolay Nikolaeviç Telitsin'in katılımıyla İstanbul Sultanahmet'teki Marmara Üniversitesi Rektörlük binasında gerçekleşti. Toplantıda Türk ve Rus akademisyenler, çalışma alanları konusunda istişarede bulundu.

Toplantıda söz alan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nesrin Sarıahmetoğlu "Özellikle Türkiye ve Rusya Türkoloji çalışmalarında, iki ülke arasındaki çalışmalar maalesef siyasi atmosferden çok fazla etkilenmektedir. Rusya ve özellikle Türkiye çalışmalarında bu sıkıntıların hiç olmamasına dikkat etmek gerekir. Bu çalışmalar siyaset üstü bir duruma getirilmelidir" değerlendirmesinde bulundu.

Çevirmen Uğur Büke ise, Rusya ve Türkiye'nin birbirlerinin dilinden çeviri yapacak daha fazla nitelikli çevirmen yetiştirmesi gerektiğine işaret ederek "Türkiye'de 22 üniversitede Rus Dili ve Edebiyatı bölümü var. Yani yaklaşık 10 bin öğrencinin Rus dili öğrendiğini varsayıyoruz. Rusya'da da bildiğim kadarıyla 6 üniversitede Türkoloji var. Orada da, yaklaşık 100-150 öğrenci Türkçe öğreniyor diye varsayıyoruz. Ancak ne yazık ki ne Türkiye'de ne de Rusya'da çevirmen yetişmiyor, yetiştirilmiyor. O yüzden ne bilimsel çevirilerin çevrilmesi mümkün ne de şimdiye kadar çevrilmeyen edebi eserlerin" ifadesini kullandı.
Büke "Kuşkusuz iyi bir Türkolog olmanın yolu Rusça bilmekten geçiyor. Ama sadece Rusça değil aynı zamanda tarihi ve coğrafyayı da iyi bilmesi gerekiyor. Ne yazık ki bizim en büyük eksikliğimiz Rusolog olmaması. Sadece ve sadece Rus Dili ve Edebiyatı'ndan çocuklar mezun ediyoruz. Bilim kısmıyla alakalı herhangi bir şeyimiz yok. Bu sebeple Marmara Üniversitesi başta olmak üzere diğer üniversitelerimizden hiç olmazsa yeni gönderecekleri genç bilim adamlarının Rusça bilim yapmalarını, ondan sonra buraya gelmelerini sağlamalarını isteyebilirim. Yani Türkoloji değil, Rusça bilim yapmalarını sağlarsanız orada belki bize daha faydası olur" diye ekledi.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlyas Kemaloğlu" 20. yüzyılın başında bir yakınlaşma olmuştu ve Sovyetler Birliği'nde Türk dünyasına, tarihine dair çok sayıda eser yayınlanmıştı. 21. yüzyılda durum biraz daha farklı. Bir yakınlaşma söz konusu ama bu sefer Türkiye'den Rusya'ya dair bir ilginin arttığını görüyoruz. Ama yine de Türkiye ile Rusya arasındaki ilmi münasebetler siyasi, ekonomik ve kültürel münasebetlerin gölgesinde kalmaktadır. Bu bağlamda bence Türkiye'den de ziyade, Rusya'ya daha fazla iş düştüğünü düşünüyorum ve Rusya'ya bazı eleştirilerim de olacak. Mesela, bugün de bahsedildi, Rusya da artık çok sayıda Türk öğrenci hem yüksek lisans hem doktora yapıyor. Ama Türkiye'de özellikle dil ve tarih alanlarında Rusya Federasyonu vatandaşı ve özellikle Rus kökenli bir öğrenci yok. Son zamanlarda Rusça'dan Türkçe'ye tercümeler arttığını düşünüyorum ve görüyorum. Fakat Türkçe'den Rusça'ya yapılan çevirilere baktığımda bir Türk tarihçinin Rusya'da bir kitapçıda hiç eserini görmedim. Edebi eserler var, o da daha çok Orhan Pamuk ve bu çevreden isimler. Ama Türk edebiyatı da yalnızca Orhan Pamuk'tan ibaret değil. Hem de Türkiye'de de ilmi alanda son derece kaliteli ve başarılı işlerin yapıldığını biz biliyoruz. Dolayısıyla bunu bir eksiklik olarak görüyorum" ifadelerini kullandı
Kemaloğlu "Eskisi gibi değil ama Rusya Federasyonu'ndaki arşivlerin kullanımının da kolay olmadığını biz biliyoruz. Buradan giden öğrencilerimiz de arşive girmenin zor olmasından şikayetçi. Rusya ile Türkiye arasındaki ilmi münasebetlerin geliştirilmesi hususundaki bir zorluk da vize meselesi. İlişkilerin istenilen düzeyde olmamasının sebeplerinden biri de iki ülke arasında kurumsal bir ağımızın olmaması. Her şey kişisel çabalarla yapılıyor. Kurumlar arasında bir işbirliğinin olmadığını görüyoruz. Bunun sebeplerinden biri ise Türkiye'de ilimler akademisinin olmaması. Böyle bir durumda da ümit ediyoruz ki Marmara Türkiyat ve benzeri kurumlar, işbirliğini geliştirecek adımlar atacak" dedi.

Prof. Dr. Kemaloğlu'ndan sonra söz alan Prof. Dr. Aleksandr Antonoviç Kolesnikov de iki ülke arasında iyileştirilmesi gereken alanlara işaret ederek "Yılda 5-6 kez Rusya'da delegasyonları karşılıyorum. Her seferinde umarım bu sefer sınırda 2-3 saat tutmazlar diye dua ediyorum. Çünkü gümrük görevlisine gelen misafirin Rus uçağını düşürmediğini ya da büyükelçi Karlov'u öldürenin de gelen Türkiye vatandaşı olmadığını anlatmak zordur. Dolayısıyla bu bizim için de bir sorundur" yorumunda bulundu.

 
"Sovyetler Birliği döneminde gerek Türkoloji gerekse Osmanlı araştırmaları çok daha iyiydi" diyen Antonoviç "Türkiye'yle veya Çin'le ilmi araştırmalar yapan herkes Komünist Partisi'nin ilmi kurulunun üyesiydi. Komünist Partisi'nin ilmi komisyonunda iş paylaşımı çok güzel yapılıyordu. Türkiye'nin ulaşımı, silahlı kuvvetleri ve benzeri konularda araştırmalar yapılıyor ve yıllar boyunca dolayısıyla çok iyi uzmanlar yetişiyordu. Bilimsel araştırma konularıyla ilgili planların 5-7-10 yıl öncesinden yapıldığını görüyoruz. Hala o dönemde yetişen, yaşayan, Osmanlı İmparatorluğu ve Eski Türk tarihi, Türkiye Cumhuriyeti tarihi uzmanları günümüzde vardır. Aynı şekilde Azerbaycan, Ermenistan, Tataristan ve diğer cumhuriyetlerde de Türkoloji araştırmalarına dair planlar yapılıyordu" dedi ve devam etti:

"Aynı şekilde kitap çevirisi için de söylememiz lazım. Sovyetler Birliği döneminde çok sayıda Türkçe'den çeviri yapılmıştı. Bütün bunlar planlı bir şekilde gerçekleştiriliyordu. Bunlar daha sonraki süreçlerde kesildi ve günümüzde herkes kendi çabasıyla bir şeyler yapmaya çalışıyor. Ama çok iyi bir şekilde sonuç da alınamıyor. Sıkıntılardan biri de, Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra tüm cumhuriyetlerde farklı tarihler yazılmaya başlandı. Özellikle Osmanlı tarihi, Ermenistan'da farklı Azerbaycan'da farklı şekillerde yazılıyor. Bütün bunları bir masaya getirmek de ortak bir işin çıkması da çok zor. Benim için özellikle Türklerle ortak bir karara varmak, tarihe ortak bir bakış açısı sağlamak daha kolay artık. Türkmen bir bilim adamıyla bunu yapmam daha zor."

Son konuşmacı ise İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fehmi Yılmaz oldu. İki ülkenin Türkoloji çalışmaları ve akademik işbirliği anlamında çok daha fazla adım atması gerektiğine değinen Prof. Dr. Yılmaz "İki ülkenin hem akademik kadrosu hem de öğrencileri arasında değişim programları yapılmalı. Bugünkü gibi çalıştaylar tematik ilerlemeli ve çok yoğun bir program içermeli. Uzun vadeli planlar yapılmalı. Türkiye'de bir öğrenci, Rusya'da 1950'lerde çalışılıp bitirilmiş bir konuyu çalışmamalı; aynı şekilde bir Rus öğrenci de Türkiye'de 1950'lerde çalışılıp bitirilmiş bir konuya yoğunlaşmamalı. Yapılan akademik çalışmalar kataloglanmalı. Aksi takdirde akademiye sağlanacak katkı çok düşük seviyede kalır" diye ekledi.

 

Metinde hata varsa, onu not alıp Ctrl + Enter tuşuna basarak bize gönderin.

EurasiaDiary © İçeriğin yayınlanması için hiperlink kullanılmalı.

Bizi takip edin:
Twitter: @EurasiaTurk
Facebook: EurasiaTurkiye


Загрузка...


loading...