Oğuz-Türk tarihi: Beylerbeği Revan handan İrevan kale-şehir armağanı - Prof. Dr. Ejder Tağıoğlu | Eurasia Diary - ednews.net

4 Temmuz, Cumartesi


Oğuz-Türk tarihi: Beylerbeği Revan handan İrevan kale-şehir armağanı - Prof. Dr. Ejder Tağıoğlu

Analitik Merkez A- A A+

Olayaha tarihi zeminde açıklık getirmek için hakkında söhbet açacağımız "Aza ülkesi"nin nüfuzu, tarihi coğrafyası ve onun B.B. Piotrovskinin "yerli ahali" dediği sakinlerinin etnomensubiyetleri hakkınta söyleyeceğimiz kısa fikir Azerbaycan Ön Kafkasya tarihi için ilmi öneme sahiptir.

Azerbaycan türklerinin Anamayasında iştirak etmiş bazı türk tayfalarının adları qeski menkibelerde kayda alınmıştır. Bu sıradan Urmiye gölü etrafında ta eskiden meskun olmuş "Maday","Mag, "Mar" ve "Su" adlı tayfaların dünya tarihinde kendine has yazdıkları parlak sayfalar bilinmektedir.

Daha yakın arazide iç-içe yaşamış Mar ve Su ahalisinin izdivacından töremiş yeni nesil "Sumar" adı ile m.ö. bin yıllıklarda Zakor dağ silsilesini aşarak, Büyük Göçe Irakın kuzeyinde İkiçayarasına (Mesopotomyaya) gelib yerleşmiştir. Bu konuda kaynaklarda ve tarih edebiyatında yeteri kadar bilgiler vardır. Bunların arasında ünlü ingiliz arkeoloğu  və linkvisti Henri Paulinsonun 1837-ci yılda Bokıstan ("Tanrılar meskeni") kayalarında "Sumar" tayfalarının "Babile giden eski yol" abidesini keşfetmesi bu konuda kaynaklarda kayda alınmış fikirlerin ne kadar önem arzettiğini subut etmiş oldu.  

"Sumar"lar yeni meskende sonraki nesillerin işlek leksik-semantik dil özelliklerine  "Sumer"ler adıyla tarihleşmişler. Akkad dilinde "S" ve "Ş" harflerinin  bir-birinin yerine geçmesinden dolayı, semitdilli kaynaklarda "Sumer" tayfaları "Şumer" adıyla kayda alınmışlar. (Bkz: Ejder Tağıoğlu. Moisey Horenatsi anonim keşiş yazardır. Bakü - "Elm ve tehsil", 2016. s.99-103).

Mar, Maday ve Mak tayfaları Ön Asyada ve Ön Kafkasyada ayrı-ayrı adlar altında eskiden beri meskun olmuş akraba türk tayfalarını bir harbi birlikte birleştirerek yunanların "Midiya" adlandırdıkları "Maday imperatorluğu"nu yaratmışlar. İmperatorluğu kudretli çarı Kiaksarın ikinci adla kaynaklarda "Mar Varbak"/"Mar Arbak", onun oğlu imperatorluğun son çarı Astiyakın "Mar Astiyak" adlarında soy ağacı ile kayda alınması onların etnomenşece hangi tarihi kökten olduklarına delildir.

Marların bir nesil dalı da "Urmiye"  gölü sahilinden göç ederek Küçük Asyada eski Tavr dağ silsilesinden başlangıcını götüren Fırat nehrinin yukarı akarında yüksek dağlı araziye yerleşmiştir. Bu ülkeni işgal eden assuriyalılar ona  "Şupria" demişler. Biaini çarları "Şupria"nı ele geçirdikten sonra ülkenin yüksek dağ zirvesinde yerleştiğini dikkate alarak, ona kendi dllerinde "Arme", yani "Yüksek ülke" adı vermişler. Bununla da Mar tayfaları Biaini taş yazıtlarında br kaç defa ismi geçen "Arme" ülke ahalisi gb tarihe dönüşmüşler.

Konuyu uzatmamak için belirtelim ki, küçük arazide yerleşmiş  "Arme" ülkesi yunan-selevkid hükmdarı olan III Antiokun (m.ö.223 - 187-ci yıllar) zamanında "Suriya çarlığı"nın terkibinde olmuştur. Antiok Strabonun "Artaksi" (m.ö.188-145-ci yıllar) ismi ile tarihe nişan verdiği kendi kumandanını ("stratekini") "Arme"yee vali tayin etmiştir. Kilise M.Horenatsinin dili ile onu Atarpaten çar nəsil sülalesinden olduğu için "Atarpaten asilzadesi", tayfa mensubiyetine göre "Mar Artaşes" adlandırıyor. "Artaşes" sözü "Avesta" inançlı ahalinin leksikonunda "Arta" "büyük", "şes" "hükümdar, yani "Büyük hükmdar"  anlamında kullanılmıştır.

"Arme" valisi Artaksi / Mar Artaşes m.ö.190-cı yılda romalıların yunanlara karşı elde ettikleri zaferden sonra, m.ö. 188-ci yılda valiliği bağımsız çarlığa çevirmiştir. Artaksinin / Mar Artaşesin zamanında  Küçük Asya ve Alban denizi arasında yerleşmiş geniş coğrafyada "tahmini olarak 200 yıllık (m.ö.188- m.s. 10) tarihi olan "Arme çarlığı"nın terkibinde olmuştur. Eski dünyanın devletləerinden olmuş çarlığın  "Arme" adı ayrı-ayrı halkların edebiyatında farklı şekilde kayda alındığı gibi, rusdilli edebiyatta da rusların leksik-semantik dil özelliklerine uygun olarak "Armeniya"  şeklinde işlenmiştir. Göründüğü gibi, ermeni tarihçilerinin mensub oldukları  millete yazdıkları "Armeniya tarihi"  kitablarının uydurma ve sahte olmasını Azerbaycan türklerinin Anamayasında iştirak etmiş Mar tayfalarının "Arme çarlığı"nın tarihi  meydana çıkarıyor. 

Mar tayfalarının başka bir nesili akraba Mak tayfaları ile birlikte "Urmiye" gölü sahillerinden  - Ata yurdundan hayvandarlık ve ekinçilikle meşğul olmuş eski ahalisi Mar ve Mak kavminden olan yarıköçeri eski Nehçu elinin Dededen "Ağrı dağı" adı ile nişan verilmiş dağın vadisine doğru uzanan arazisinden geçerek Pont denizinin ("Kara deniz"in) Güney Doğu, Kafkasya dağ silsilesinin eteklerine  yayılmıştır.    

Ön Kafkasyada geniş coğrafi arziye yayılmiş  marlar ve maklar tarihin farklı dönemlerinde ayrı-ayrılıkta zengin kültür örnekleri yaratmışlar. Mar tayfalarının aşık rapsodları tarafından dedelerinin şerefine uyarladıkları ve nesil-nesil yaşattıkları  "Ejderler ve Divler hakkında nağmeler"  efsanesinde "Ağrı dağı" adı ile nişan verilen dağın zirvesinde marların büyük hükmdarının mücevherden işlenmiş taht-tacının yerleşmesinden ve s. bahsediyor. Ermeni mitolokları ve tarihçileri başka zengin kültür örneklerimiz gibi, bu efsaneyi de "Vipasank" adı ile "ermenileştirmişler." Bu bakımdan S.T.Yeremyanın "Avesta"dan Ahura-Mazdanın Tanrı panteonu esasında yazdığı "Ermeni mitolojisi" ermeni sahtekarlığının son numunelerindendir.

M.Horenatside başka bir ilginç konu.  Tesadüfü değildir ki, Artaksinin / Mar Artaşesin oğlu Artavas  "Arme çarlığı"nın harb arazisine dahil edilmiş Oğuz Albaniyasının  Batı yerleşkesinde - "Şerur çöllerinde" (M. Horenatsi) "Marakert" ("Mar ölkesi") şehirini oluşturuyor.

Kilise anonim keşiş M.Horenatsinin dilinden "Armeniya tarihi"nde  "Kohtn"/"Kohten" adlandırdığı Nahçıvan ülkesinde Mar rapsod aşıklarının "Mar Artaşes"in torunu, Artavasın oğlu Tigranın şerefine okunan silsile nağmeleri hatırlatıyor.

Bütün bu söylenenler, ve yahut makalenin hacmine göre, söyleyemeyen gerekli somut kültür örnekleri subut ediyor ki, B.B.Piotrovski başta olmakla siyasi parayla tutulmuş rus tarihçileri ve bazı Avrupa bilim adamları tarafından Ön Asya, Orta Doğu, Ön Kafkasya topraklarındfa yerleşmiş ahalinin isimleri, maksatlı şekilde dle getirilmese de, hayata geçirilmiş bazı kazı çalışmaları zamanı elde edilmiş somut kültür gösteriyor ki, farklı isimler altında yaşamış türk tayfaları tarihin ilkin çağlarından bu coğrafyanın en eski sakinleri olmuşlar. Bu bakımdan, hakkında söhbet açacağımız Aza ülkesinin bir sıra eski harabeliklerini gün yüzüne çıkardıkta Biaini çarlarının işğalci ordusuna karşı vuruşan Mar tayfalarının rus ve ermeni arkeolokları tarafından tarihi adlarının çekilmemesinin, onların soyut "yerli ahali"  adı ile nişan verilmesinin sebebi malum oluyor. Çünkü Ön Kafkasya coğrafyasında en eski devir tarihi yaşamış Aza ülkesinin Mar ahalisi daha sonralar "Oğuz türkleri"  adı altında ayrı-ayrı nam-nişanla nəsil kollarına yayılmış, zaman-zaman aşık rapsodların söyledkleri türkülerde, efsane ve rivayetlerde destanlaşmış akraba tayfaların dedeleridirler. Bu problemin bir tarafıdır. Meselenin diger tarafına gelince, Biaini taş yazıtlarında ilmi-tarihi değeri olan bir bilgi de ilginçtir. Göyçe gölüne doğru işgalden bahseden yazıların birinde çar diyor ki, "dört çara gölün sahilinde, on dokuz çara gölden kenarda dağlık arazide, toplam olarak yirmi üç çarı ben tek başına yendim". 

Aza ülkesinin m.ö.VIII asırda mağlubiyete uğratmış yirmi üç tayfa sayı ile Strabonun haber verdiği oğuzların yirmi altı tayfa sayı arasında nesilleri geçib gelen etnokök bağlılığı şüphesizdir. Bu bakımdan "Dede Korkut Kitabı"da alagözlü peri ile sarı çobanın izdivacından adamyeyen evladın - "Tepegöz"ün töremesinden, dağın evlat vermesi ve almasından, ananın kendi sütü ve dağ çiçeğinin karışımından hazırladığı  melhemi  arkadan oklanarak öldürülmüş genç oğlunun yara yerine bağlayıb, onu ölümden kurtarmak, yırtıcı aslanın sevgisi ile büyümüş insan evladının insanı ve heyvanı diri-diri parçalayıb yemesinden, ölümlü hayattan habersiz olan Deli Domrulun elinde çomak Azraile meydan okumasından konuşan hikayeler bizi Oğuz türklerinin soy-kök tarihinin m.ö. en eski çağlarına götürüyor.  

Aza ülkesinin siyasi coğrafyası konusunda eski kaynaklarda kesin malumat yoktur. Fakat ülkenin Batı bölgesinin küçük bir bölümünde – rusların kanlı tarih cinayetleri sonucunda teşkil edlmiş şimdiki Ermenistan Cumhuriyetinin arazasinide hayata geçirilmiş arkeoloji kazılar, M.Horenatside tasvir edilen rivayetlerde "Kohten"-Nahçıvan ilinde Mar aşık papsodların nağmelerinde yaşatılan rivayet tarihi, bu gün Nahçıvan Özerk Cumhuriyetinin Ordubat ilçesinde olan "Aza" adında iki köyün -"Yukarı Aza" ve  "Aşağı Aza" köylerinin smi asırlardan beridir  Aza ülkesinin tarihi coğrafyasının Güney hudutlarını yaşatan canlı şahittir.

M.ö.VIII asırda da Batıyla Doğuyu birleştiren önemli ticari kervan yolu Aza ülkesinden geçiyordu. Onun stratejik önemi olan coğrafi arazisi, abadlıkları, zengin tabiatı, geniş üzüm bağları, meyve bağları ve başka servetleri Biaini çarlarının daim dikkat merkezinde olmuştur.

Menuanın oğlu çar I Arkişti (778-750 yıllar) saysız yaya ve atlı ordu hisseleri ile Aras nehrini geçib, Aza ülkesine sokuldu. Fakat ilk hamlede düşman ahalinin güçlü direnişi ile yüz-yüze geldi. Fakat Aza ahalisi düşmanı perişan edecek korkunç hay-harayla sel akınına benzer hücumla bütün istikametlerden ülkenin hudutlarını aşan  biainilerin darbelerine dayana bilmedi. I Arkişti Azanın şehirlerini, köylerini, kalelerini ateşe verd, onları yerle yeksan eyledi, harbi ganimet olarak, sayısız hayvan sürülerini, yüzlerle esir alınmış ahalini Arasın öbür kıyısına geçirdiler. Bu konuda Aza ülkesinin ayrı-ayrı arazilerinde aparılmış arkeolojik kazılar zamanı elde edilmiş Biani taş yazılarında  yeteri kadar bilgiler vardır.

Ermeni arkeoloğu A.A.Martirosyanın asırlarla toprak altında kalmış harabeliklerden ortaya çıkardığı somut deliller de Azada Mar ahalisinin başına getirilmiş bu tarihi felaketi kanıtlıyor. O, arkeolojik sonuç olarak yazıyor ki, A.A. İvanovskinin dediği givi, "Böyle düşünmek doğru olmaz ki,  Aza ülkesi  "Arkiştinin eline dövüşsüz geçmiştir." Aksine, keskin direniş gösteren ahalinin fazla bir kısmı  Arkiştinin ordusunu mahv etmiş, yüksek kültürle yapılmış abadlıkları ateşe vermiş, ülkede taş üstünde taş kalmamıştır. 

I Arkişti (778-750 гг.) işgal ettiği ülke ahalisinden korunmak ve hücumu devam ettirmek için "İrpuni"  adında ilk muhafaza kalesini yaptırıyor. Bu konuda Biaini taş yazıtlarında ilginç bilgiler vardır. Arkişti diyor: "Menuinin oğlu Arkişti (778-750-ci yıllar) Biaini ülkesinin adını göklere yükseltmek için İrpuni şehirinin yerini belirledim, orada bu kala-ikametgahı yaptırttım".

Biaini çarı İrpuni kale - şehirini yaptırtmakta kendi maksadını taş yazıtda şöye tarihleştiriyor: "Düşman ülkeni mahv etmek maksadıyla azametli kale-ikametgahı ucalttım, Biaini ülkesinin adını göklere yükseltmek için İrpuni şehirini tiktirttim."

Başka bir örnek.

"Menuinin oğlu Arkişti (778-750-ci yıllar) dedi: Düşman ülkeni panike düşürmek için kudretli Biaini ülkesinin İrpuni şehirini ben ucalttım".

Ermeni tarihçileri ilk kaynakta iki türk ahalisinin - biainilerin ve azalıların tarihini "kendininkileştirmek" için açık sahtekarlığa el atıyorlar, "Biaini" ülke adını "Urartu", kale şəhirin "İrpuni" adını uydurma "Erebuni" namında iğrençleştiriyorlar. Sebeb? Onların uydurmalarına göre, güya "Erebuni" şəhiri 782-ci yıldşimdiki "Erivan"ın (tarihi adı "İrevan"dır)  yerinde yaptırılmıştır". Aksine ermeni arkeologlarının "Erebuni" adıyla sahtekarlaştırdıkları "Arın berd" arkeolojik kazı ilçesi İrevan şəhirinden kilometrecelerle uzaklıkta yerleşiyor. Buna bakmayarak, biz şartı kabul edelim ki, tarihte "Biaini çarlığı" değil, ermeni ve ermeniperest paralı siyaset tarihçilerinin dedikleri gibi, "Urartu çarlığı" olmuştur, onlar da işgal ettikləri Aza ülkesində "İrpuni" adında yok,"Erebuni" şəhirini diktirmişler.

Evvəla, belli bir zaman sonra göreceğiz ki, "Urartu" anlamının yunanların "İşkil" (bizim dilde "Sellim itler") dedikleri (XVI asır ermeni polonyalı yepiskop Simeon Lehatsi) babilli efsane kahramanı Haykı IX asırda eponim kabul ederek "Hay" olan, XIX asırda bizim "ermeni" (bizim Ata sözümüzde: "Suya düşmüş itle, yağmura düşmüş ermeni arasında fark yoktur") adlandırdığımız milletle hiç bir ilişkisi yoktur. İkincisi, başka sözle, söylenenlerden açıkça görünüyor ki, ne Biaini çarlığının, ne Arkiştinin işgal ettiği Aza ülkesinin, ne de onun bu toprakta m.ö.VIII asırda diktirdiği "İrpuni" kale şehirin kanlı rus süngüsü ile yazılmış 1828-ci yıl tarihinden başlayarak, zaman-zaman başka ülkelerden getirilerek, Batı Azerbaycan topraklarında yerleştirilmiş yarı dilenci ermenilerle hiç bir bağlılığı yoktur. Biainiler de türk tayfalarıdır, azalılar da. Bu bakımdan biainilerin  m.ö. VIII asır işgal tarihinden m.ö.VI asır son tarihinedek Aza ülkesinin coğrafyasında marlarla birlikte yaratılmış zengin kültür umumtürk tarihinin  sinkretik – ortak kültürüdür.  

Peki, bu biainiler tarihen kimlerdirler?

Onlar m.ö. XI asırda Dağlık Altaydan "Bia" / "Biy" adlanan nehrin kıyısından (bu günkü "Biyski vilayeti" büyük bir elin tarihini yaşatıyor) Büyük Göçle Küçük Asyaya dahil olmuş, Ata yurttaki nehrin ismi ile "Bia" (son zamanlar bazı edebiyatta maksatlı olarak "Van" anlamında kayda alınmıştır)  adlandırdıkları gölün kıyısında meskunlaşmışlar. Bu cesur ve dövüşken el "Biaini" ("bialıların yurdu" anlamını veriyor) namında m.ö. IX-VI asırları kapsayan  300 yıllık bir zamanda eski Doğunun kudretli çarlığını oluşturmuştur.      

Venesya mkıtaristlerinden gelen sahte geleneği ilk defa silaha çeviren B.B.Piotrovski ermenilərin toprak iddiasına ideolojik depo yaratmak maksadıyla ümumtürk tarihinin büyük bir devrini oluşturan "Biaini çarlığı"nı hiç bir ilmi-tarihi somut deille tastik edilmeyen uydurma "Urartu çarlığı" adlandırıyor. O, esasını koyduğu bu siyasi modelle  biainilerin  harb  arazisine geçici olarak dahil edilmiş Ön Kafkasya türk tarihini sahte "Urartu tarihi" adı altında "ermenileştiriyor."       

B.B. Piotrovski ünlü tarihçi idi. Şüphesiz, o, çok güzel anlıyordu ki, bilimsel tarih "Urartu" adında toponim tanımıyor. Fakat onun bedbahtlığı onda idi ki, yahudi kökünde türettiği ermeni soy ağacı (o, Ermitajın kendisine kadar Baş direktoru olmuş, milliyetçe ermeni olan Orbelinin hem talebesi, hem de kızının kocası idi) ona imkan vermedi ki, sağlam bilim adamı vicdanıyla tarihi hakikati olduğu givi söylesin.

 "Urartu" namı "Bibliya"da Irakın kuzeyinde yerleşen, "Kurani-Kerim"de "Cudi dağ"ı ("Alçak tepe") adlandırılan dağa aittir. Bu dağa "Bibliya"da "Ararat" da deniliyor.

Biaini taş yazıtlarında hiç bir yerde "Urartu" sözüne rastlanmıyor, her yerde ülke "Biaini" adı ile tarihleştiriliyor.Yukarıda Arkişti yazıtlarından getirdiğimiz örnekler de bizim fikrimizi onaylıyor. Buna bakmayarak, B.B.Piotrovskinin Batı Azerbaycanda kendinin ortaya çıkardığı arkeolojik somut deliller onun aksine dayansa da, o, Kremlin elinde Azerbaycan türklerinin Ön Kafkasya tarihine karşı amansız zehirli kılıc idi. Nasıl söyleyelim, onun kestiği kafanın sorusu sorulmazdı. Bu sebebden de B.B.Piotrovskinin ortaya attığı tutar-tutmaz her bir fikir geçmiş Sovyetler Birliği devrinde bütün halkların  tarihşinaslığında siyasi dogmaya çevrilmiş, aparıcı kırmızı hattı teşkil ediyordu.

Teessüfler olsun ki, bağımsız olduğumuz bu günlerde de bazı Azerbaycan tarihçileri  problemle ilgili konuşarken ümumtürk tarihinin 300 yıllık tarihi olan "Biaini çarlığı"nın ve "İrpuni" kale şehirin adını çekmekten uzak duruyorlar, düşmanın zehirli geleneklerinin devamı olan "Urartu çarlığı" ve "Erebuni" anlamlarını kullanarak, onların "tarihi mevcutluğunu" onaylıyor ve bununla da eski Ön Kafkasyada Azerbaycan türklerinin tarihini tekrar-tekrar görünmez ediyorlar.     

Araştırmamıza sonuç olarak belirtelim ki, B.B.Piotrovski ve geçmiş Sovyetler Birliği zamanında yazılmış tarih kitaplarında  ilk kaynakta "İrpuni" adı ile tarihin hafızasına çevrilmiş türk kale şehirine ermeniperestçesine ister  "Erebuni" desinler, isterse de "Erevan"  desinler, fark etmez, tarih tarihliğinde kalıyor.  Şöyle ki, tarihte ilk defa vahid Azerbaycan devletinin kurmuş Şah İsmail Hatai Ön Kafkasyanın hudutlarını korumak maksadıyla onun Batısında muhafaza kale şehiri diktirmek kararına geliyor. Ünlü türk seyyahı Elviya Çelebi bu konuda yazıyor: "915-ci yılda (1509 - 10 -cu yıllarda) İran toprağının şahı İsmail Şah kendi veziri Revankulu hana emretti ki, adıgeçen yerdə kale diktirsin. O, Zengi nehrinin kıyısında yedi yıla kale diktirti, ona kendi ismini verdi - "Revan."  Bu fakt (olgu) onaylıyor ki, Oğuz Albaniyasının Batı topraklarında dedemiz Revan hanın şerefli adına ucaltılan, rus işgal tarihini nesillerimize nişan veren İrevan şehiri Azerbaycan türklerinin inkaredilmez eski tarihidir. Bununla yanısıra, Revan hanın aşağıda örnek göstereceğimiz Şah İsmayile yazdığı mektubunda hemin arazini "Oğuz-türk diyarı" adlandırması da gösteriyor ki, Ön Kafkasya Oğuz Albaniyasının eski tarihi siyasi-inzibati coğrafyası XVI asırda da resmi devlet evralarında da kayıtlarda olmuştur.

 Tarihin bu çağında ermenilerin mevsimi iç için Oğuz-türk topraklarına aile şekilinde sızdıklarını, türklerin kapılarında ağır ve çirkin geçirdiklerini, kız-gelinin namusunu satışa çıkarmakla farklı köylerimizin etrafında zamanla yerleştiklerini Revan (daha sonralar "İrevan") şəherinin kalabeği  ve Çukur - Saad beylerbeyği  Revankulu hanın  Ekim 1519-cu yılda Şah İsmail Hataiye yazdığı mektubun tarihen ermenilerin Ön Kafkasyayla hangi şekilde temasta (ilişkilerden konuşmaya ble değmez) olduklarını onaylayan resmi devlet evrağı gibi, tarihi ve tarihilik bakımından müstesna ilmi değeri inkar edilemez.

 Revan han vahid Azerbaycan devletinin kurucusu ünlü şah dedemiz Şah İsmail Hataiye yazıyordu: "Ulu şahim! Tanrı Heyder Sefiye gani-gani rahmet eylesin. Sen köle bendeni bu Oğuz - türk diyarına beylerbeği tayin ederkən, adamlar içre Şahmerdan Hazret Ali gibi adaletsever olmayı, müminlerle imamımız Hüseyn gibi insanperver davranmayı döne-döne tavsiye etmisin. Ben kulluk haddimi hiç bir zaman aşmamışım. Fakat son yıllar gözlemlemelerime göre, ahalinin bir kısmı, yani Beynennehreynden  (İkiçayarasından - E.T.) Van gölü sahillerine, oradan da beş-beş, on-on Kafa, bizim topraklara gelen ermeniler, saziştekiler gibi, gaspkarlıkla, benna ve dülgerlikle yaşamını sağlayıb feragat oturmaktansa, tabeliğimdeki topraklarda yerleşme çabalarına başlamış, geniş oturak hayat iddialarına kapılmışlar. Şimdi Akkilse köyünde oturan dünya ermenlerinin katolikosu II Grigori zunnarına has olmayan faaliyeti ile ve kargaşaçılık amelleri le idaremizi müşküle maruz koymuştur. Katolikos ermeni dini merkezine vakıf sermayesi kesabına kendi soydaşlarının türk köyleri kenarında iki-üç aile olmakla oturak yerleşimini maliyeleştiriyor, onlara ufacık kiliseler tiktiriyor, böylelikle, bu tayfanın Kafta eski mevcudiyeti düşüncesi yaradılıyor ki, bunlar istikbalde nesillerimize baş ağrısı verebilecek fesatlar törenmesine zemin yaratabilir. Şimdi zikrolunan arazide öyle bir köyümüz, obamız kalmamıştır ki, orada üç yabancı ailə ışığı yanmasın. İsmetsizlik  ahlakına kuşanmış hayk kız-gelinleri türk delikanlı gençlerne sırınmağa can atıyor, eski meslekle gönülleri avunduruyor, Oğuzlara varmaya, bir başka sözle, mülkümüze, malımıza ortak olmaya çalışıyor, siyasette sakit tecavüz adlanan cinayetler hayata geçiriyorlar. Karışık nigahların yayılması  beni korkutuyor, şahım. Bana yetki ver, toplam on beş bin göçürülmüş gelmeleri mevsimi işçiler gibi bölüm-bölüm geri göndereyim vatanın dışarısına. Senin kulun Revan han."

Rusların Kafkasyayı işgal ettikleri tarihten ortaya çıkan "ermeni olayı" dedemiz Revan hanın boşuna heyecan sinyali vermediğini gösteriyor. O kanımıza ermeni kanı karıştığı ilk nesil töremesiyle halkımızın facia tarihinin başlanğıcı olacağını müdrikçesine görüyordu.

Prof.Dr. Ejder Tağıoğlu (İsmayılov), “Turan Araştırma Merkezi” İB-nin başkanı

Asasmedya

EDNews.net

Metinde hata varsa, onu not alıp Ctrl + Enter tuşuna basarak bize gönderin.

EurasiaDiary © İçeriğin yayınlanması için hiperlink kullanılmalı.

Bizi takip edin:
Twitter: @EurasiaTurk
Facebook: EurasiaTurkiye


Загрузка...