"Birlikte olduğumuz zaman bizim bileğimizi bükmeğe hiç kimsenin gücü yetmez" - Erkan Özoral | Eurasia Diary - ednews.net

23 Temmuz, Salı


"Birlikte olduğumuz zaman bizim bileğimizi bükmeğe hiç kimsenin gücü yetmez" - Erkan Özoral

"Biz birlikte olduğumuz zaman zorluklara karşı daha kuvvetli oluruz"

Röportaj A- A A+

Türkiye'nin destan yazdığı 15 Temmuz olaylarından 3 yıl geçiyor. Olayların yıldönümü arifesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin Olağanüstü ve Tam Yetkili Azerbaycan Cumhuriyeti Büyükelçisi Erkan Özoral Eurasia Diary'e röportaj verdi.

Röportaj zamanı geçmişi anan Sayın Büyükelçi Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin yanı sıra, son dönemlerin en çok konuşulan konusu S-400 ve F-35'le ilgili soruları cevapladı.

- Sayın Büyükelçi, Türkiye'de 15 Temmuz olaylarından bu yana üç yıl geçiyor. Siz o günleri nasıl hatırlıyorsunuz? 

- 15 Temmuz'da yaşadıklarımız, tabii ki o olaylar içinde olanlar açısından dehşet verici. Halkın üzerine ateş açılması, meclisin bombalanması, Ankara ve İstanbul'un üzerinden uçakların uçması ve böyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin içine yerleştirilmiş örgüt elemanları, kendi halkına karşı, kendimizden bildiyimiz insanlara karşı bu şekilde ateş açması tabii ki dehşet verici bir hadiseydi. Ama Türk milleti bu olayların üstesinden gelmeyi bildi. Millet bir olarak, birlik olarak Cumhurbaşkanımızın çağrısıyla o gece sokaklara dökülüp bu hainlere derisini verdi. Bugün 15 Temmuz'la ilgili olarak benim hatırladıklarım milli birliyin önemi, birlikten nasıl kuvvet doğduğu ve Türk milletinin nasıl demokrasiye bağlı olduğu, nasıl kendi iradesine sahip çıkdığı. O gece maalesef 251 vatandaşımızı şehit verdik. Bu yıldönümünde onları birdaha rahmetle anıyorum. Aradan geçen 3 yıl içinde tabii geçmişe dönüp muhasebe yapmak gerekiyor. Nereden nereye geldiğimizi de görmek gerekiyor. Şu anda bakıyorum ki, örgütle mücadele konusuna çok ciddi bir mesafe alındı. Türkiye'de örgüt mensuplarının büyük kısmı deşifre edildi. Büyük kısmı hak ettikleri cezaya çarptırıldı. Bu süreç de, davalar da devam ediyor. Bu davaların artık büyük kısmında sona yaklaşıldı. Darbe girişimine karışanların hepsi mutlaka bunun bedelini ödeyecekler ve ödüyorlar da. Biliyorsunuz, davalar sonucunda çok sayıda hapis cezası çıktı. Toplam olarak 289 dava açılmıştı bunların 250 civarındaki davalar sonuçlandı, 40 kadar dava daha devam ediyor. Bunlarda da örgüt mensupları hak ettikleri cezayı alacaklar diye düşünüyorum.

- Türkiye'de darbe girişiminin ardından FETÖ üyelerinin çoğunun tutuklanmasına rağmen, örgütün lideri Fethullah Gülen henüz tutuklanmadı ve Türkiye'ye iade edilmedi. Geçen yıla kadar Fethullah Gülen'in ABD'den iadesi konusundaki görüşmelerinin gerçekleşmesine rağmen, bu yıl bununla ilgili hiç haber yok. Şu anda ne tür bir yenilik var?

- İade süreci bir yandan hukuki, bir yandan da siyasi bir süreç. Bununla ilgili Amerika'yla temaslar kesilmiş değil. Adalet Bakanlığımız bu konuda temaslarını sürdürüyor. Hukuk yollarına baş vurduk. Hukuk yollarında bu konudaki çabalar devam ediyor. Ama elbette işin siyasi boyutu da çok önemli. Bu örgütün ele başısına Amerika'da sığınma hakkı verilmiş olması, orada yaşamasına imkan sağlanmış olması elbette ki, Amerika ile aramızdaki müttefiklik ilişkilerine, dostluk ilişkilerine hiç bir şekilde yakışmıyor. Hiç bir şekilde doğru bir davranış değil. Terörist başının mutlaka Amerika'dan ivedilikle Türkiye'ye iadesini istiyoruz. Bu konuda israrla taleplerimiz sürüyor. Bizim bu konudaki, isteğimizde, israrımızda hiç bir azalma yoktur, aynı şekilde devam etmektedir. Amma dediğim gibi, bir yandan hukuki süreç devam ederken, bir yandan da bu meselenin siyasi boyutları var. Hepsi birlikte değerlendiriliyor.

- FETÖ'ye karşı mücadelede Azerbaycan'ın Türkiye'ye desteği hakkında ne söyleyebilirsiniz? Böyle bir destek var mı?

- Elbette var, Azerbaycan  FETÖ ile mücadeleye destek vermeye 15 Temmuz'dan daha önce başlamıştır. Azerbaycan'ın aldığı tedbirler 3 yıldan daha eskisine gidiyor. Bugünde Azerbaycan'la tam bir işbirliği içinde, yakın bir işbirliği içinde FETÖ ile mücadelemizi sürdürüyoruz. Azerbaycan bu bakımdan bütün dünyaya örnek teşkil edecek bir ülkedir. Darbe girişiminden hemen sonra Sayın Cumhurbaşkanımızı arayıp “geçmiş olsun” dileklerini ileten ilk liderlerden biri Sayın Cumhurbaşkanı Aliyev'dir. Azerbaycan'ın o günkü kararlığında hiç birşey azalmamıştır. Azerbaycan FETÖ ile mücadele konusunda bize her türlü desteği vermektedir. Ben bu vesileyle bir kez daha başta Sayın İlham Aliyev olmak üzere Azerbaycan'ın bütün yöneticilerine bu konudaki tutumları nedeniyle teşekkür etmek istiyorum.

- Ara sıra Azerbaycan basınında, Azerbaycan’ın devlet organlarında FETÖ’ye yakın insanlar olduğuna dair bilgiler yayınlanmaktadır. Sizin bununla ilgili herhangi bir bilginiz var mı?

- Şimdi bakın FETÖ özellikle Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Azerbaycan'dan başlayarak bütün Türk Cumhuriyyetlerindeki devlet kurumlarına sızmaya başladı. Türkiye'deki süreci biliyorsunuz, neler yaptıkları, nasıl davrandıkları, devletin içinde nasıl yerleşmeye çalıştıkları artık ortaya çıktı. Bu çabalarını, elbette ki gittiği diğer ülkelerde hayata keçirmeğe çalıştı. Bu sinsi planlarını buralarda da uygulamaya başladı. Biz bütün ülkelerden FETÖ'nün bu özelliyini çok iyi tanınmasını ve buna göre haraket edilmesini bekliyoruz. Azerbaycan bu konuda dediğim gibi, örnek ülkelerden biridir. Bu tehdit sadece Türkiye'ye yönelik bir tehdit değil, bütün ülkelere yönelik bir tehdit. FETÖ'nün herhangi bir yerde bir devleti ele geçirme çabasından vaz geçmesi söz konusu olmaz, sadece belli zamanlarda, kendini güvende hissetmediği zamanlarda biraz geri çekilip görünürlüğünü azaltma çabasına girer. Ama bu örgüte karşı her zaman dikkatli olmak gerekir.

- Bu günlerde Ergenekon davası davası düştü, tüm sanıklar beraat etti. Bildiğiniz gibi, Ergenekon davası FETÖ'nün planının sonucuydu.  Bir hile sonucu Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı dahil olmak üzere Türk generalleri ve memurları tutuklandı. FETO’nun Ergenekon operasyonu ve 15 Temmuz’daki darbe girişimi, Türk ordusunda manevi bir sıkıntıya neden oldu. Türk ordusu şimdi bu manevi sıkıntılardan kurtuldu mu? Türk ordusunun bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

- 15 Temmuz'dan önce FETÖ'nün Türk Silahlı Kuvvetlerine önemli ölçüde sızdığını artık bütün veriler ortaya koyuyor. Bugün açık biçimde görünüyor ki, kumpas davaları dediğimiz davaları da FETÖ'nün savcıları, hakimleri tarafından başlatıldı. Cezaları onlar tarafından verildiğini artık hepimiz gördük. Bunların amacı Türk Silahlı Kuvvetlerine ve Türkiye Cumhuriyyeti devletine zarar vermekti. Bütün bunlar artık ortaya çıktı. Fakat 15 Temmuz'la yaşadığımız bu hadiseler bize aynı zamanda devletimizi bu örgüt kalıntılarından, bu örgüt elemanlarından arıtma ve temizleme fırsatı da verdi. Biz bu temizlemeyi gerçekleştirdikten sonra devletimiz çok daha güçlü hale geldi. Şu anda 15 Temmuz'dan hemen sonra bazı şeyler daha kararlılıkla, daha etkili biçimde yapılmaya başladı. Çünkü içeriden yapılacak olan faaliyeti sabote edecek güçler kalmadı. Türk Silahlı Kuvvetleri belki generallerinin, askerlerinin, subaylarının, zabitlerinin önemli bir kısmını 15 Temmuz'dan sonra kaybetti. Bunların bir kısmının Silahlı Kuvvetlerle işilkisi kesildi, fakat Türk Silahlı Kuvvetleri ve diğer bütün devlet kurumları artık engellere takılmadan daha rahat hareket edebilme imkanına kavuştu. Çünkü içeriden bir sabotaj söz konusuydu. Şuan bu sabotaj ortadan kalkmış durumda. İnanınki Türk Silahlı Kuvvetleri de devletin bütün organları da artık bu temizlikten sonra eskisinden çok daha güçlü. Belki bazı yerlerde eleman eksikliği dolayısıyla biraz daha fazla çalışma ihtiyacı ortaya çıkabiliyor. Ama bizler bunu seve seve yapıyoruz. Bunu Türk devletinde çalışan bütün memurlar, askeri, sivili, herkes devletimiz için, milletimiz için seve seve yapıyor. Çünkü yaptığımız işlerden artık bir sonuç alıyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri 15 Temmuz darbe girişiminden 40 gün sonra Fırat Kalkanı Harekatını başarıyla gerçekleştirdi. Ondan bir süre sonra Zeytin Dalı Harekatını gerçekleştirdi. Örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri içinde etkili olduğu dönemde bu işlerin gerçekleştirilmesi, hayata keçirilmesi bu kadar kolay olmuyordu. Şu anda daha etkili, daha kararlı ve daha güçlü biçimde kısa zamanda faaliyete keçiyoruz. Dolayısıyla bu süreçten bütün devletimiz güçlenerek çıkmıştır.

- Türk Silahlı Kuvvetlerinden bahsetmişken, S-400 füze savunma sistemi Türkiye'ye ne vadediyor? Bu aynı zamanda Türkiye'nin bölgede güçlenmesini sağlayabilir mi?

- Türkiye'nin hava savunması konusunda önemli bir ihtiyacı var. Bu füze kalkanı sistemi hava savunmamızda Türkiye'yi koruyacak. Patriot gibi, S-400 gibi ya da bunun benzeri diğer ülkelerin ürettiği sistemlerden Türkiye'de bulunmuyordu. Türkiye hatırlarsanız Birinci Körfez Savaşı'ndan başlayarak NATO ortaklarından hep Patriot füzeleri talep etti. Şu anda bile Suriye sınırımızda Suriye'den gelecek olan bir füze tehditine karşı, hava saldırısı ihtimaline karşı NATO'nun Patriot batalyonları konumlaştırılmış durumda. Türkiye artık bu isteği NATO müttefiklerine bağımlı olmadan kendi imkanlarıyla karşılamak arzusunda. Çünkü bu bizim için gerçek bir ihtiyaç. Her seferinde bir ihtiyaç ortaya çıkdığında müttefiklerimize “Hadi bana Patriot getir” demek hem doğru birşey değil, hem de zaman zaman müttefiklerimiz bu konuda yeterince istekli de olmuyorlar. Altı ayda bir NATO'nun bunun görev süresini uzatması gerekiyor. Dolayısıyla Türkiye'nin Hava Savunma Sistemine sahip olması  gerçek bir ihtiyaç. Biz bu konuda, ilk olarak kendi müttefiklerimize muraacat ettik. Amerika'ya muraacat ettik. Biliyorsunuz Patriot almak konusunda hala Amerika'yla temaslarımız devam ediyor. Amerikalılar bize Patriot füzelerinin vermek istediklerini söylüyorlar. Bu konuda temaslarımız hala devam ediyor, fakat şimdiye kadar tatmin edici bir cevabı biz Rusya'dan ala bildik. Onun için de S-400 füzelerinin alınması gündeme geldi. Bu Türkiye'nin bir ihtiyacıdır ve bu ihtiyaç konusunda Türkiye kararını vermiştir. İşte siz de görüyorsunuz bu füzelerin yerleştirilmesi ile ilgili çalışmalar devam ediyor. Son aşamaya geldi artık.

- Fakat neden Amerika Patriot'u şimdiye kadar vermiyordu, ama Rusya'yla S-400 konusunda işbirliği yapıldıktan sonra vermek istiyor?

- Valla bu sorunun cevabını Amerika'ya sormak gerekir.

- Amerika'nın F-35 konusunda yarattığı sorunlar hakkında ne söyleyebilirsiniz? Türkiye bu uçakları Amerika'dan alabilecek mi?

- Biz Türkiye Cumhuriyyeti olarak, başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere bu konuyla ilgili, bütün yetkililerimiz hem S-400'lerin satın alınması, hem de F-35'lerle ilgili tartışmalar konusunda kamuoyuna yeterince bilgilendirdi. F-35'ler bizim başından ortak olduğumuz bir proje. Biz F-35'leri satın alırken aynı zaman da kendi imal ettiğimiz, imalatında katkımızın olduğu uçağı almak istiyoruz. Bu konuda da biz isteğimize ulaşacağımızdan eminiz.

- Sayın Büyükelçi, Azerbaycan-Türkiye ilişkileri şu anda hangi düzeyde? İlişkilerimizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Türkiye ve Azerbaycan arasında ilişkilerde iki tane temel prensip var. Biri Atatürk'ün söylediği “Azerbaycan'ın sevinci sevincimiz, kederi kederimizdir.” Aynı şey Azerbaycan'dan baktığımızda Türkiye için de geçerli. Burada da sizlerin içinizdeyim, aranızdayım, aynı dili konuşuyoruz. İkinci prensipimiz de, Umummilli lider Haydar Aliyev'in söylediği gibi “Biz iki devlet, bir milletiz”. Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerinde hep bu prensiplerin temelinde şekillenir. Geçen sene biz ilişkilerimizde bir zirve yaşadık. 15 Eylül 2018 Kafkas İslam Ordusu'nun Bakü'ye gelmesinin 100. yıldönümüydü ve bu yıldönümünde dolayısıyla tıpkı 100 yıl önce olduğu gibi iki ülkenin orduları yan yana, omuz omuza birlikte keçit töreni yaptılar. Bu keçit töreninde dünyada ender olan bir şey yaşandı. İki ülkenin devlet başkanları bu iki askeri birlikte selamladılar. Bu bizim ilişkilerimizde bir zirve noktasıdır. Bu bizim ilişkilerimizin kardeşliğimize yakışır seviyede olduğunu, artık stratejik ortaklığın da  ötesinde, bir birimizle çok yakın olduğumuzu gösteren nümunevi bir hadise. Bugün ilişkilerimiz gerçekten de çok ireli bir seviyeye geldi. Azerbaycan artık Türkiye'deki en büyük yabancı yatırımcı. Türkiye de Azerbaycan'da petrol dışı sektörlerde en büyük yabanı yatırımcı konumunda. Bugün bu ilişkileri daha da irelilere taşımak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Gerçekleşdirdiğimiz Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı, Bakü-Tiflis-Erzurum Doğalgaz Boru Hattı, Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Hattı, TANAP, STAR gibi büyük projeler sadece bölgemize değil, aynı zamanda bütün dünya üzerinde dünyanın enerji haritasını değiştiren, dünyanın siyasi coğrafiyasını değiştiren çok önemli projeler. Bu iki ülke birlikte oldukları zaman el ele verdikleri zaman çok büyük işler başaracak güçteler. İlişkilerimizin bugün geldiği seviyye de buna uygun biçimde yürütülmektedir. Bizim yol göstericimiz iki ülkenin Cumhurbaşkanlarıdır, onların gösterdiği istikametde, açtıkları yolda bizde devletin görevlileri olarak elimizden geleni yapıp bu ilişkileri daha ireliye taşımaya gayret ediyoruz.

 - Gerçekleştirilen projelerden bazıları hakkında bilgi verdiniz. Bizim bilmediğimiz herhangi bir yeni projeler var mı?

- Şu aşamada öncelik TAP projesinin tamamlanması. TANAP'ın inşaatı artık tamamlandı ve Azerbaycan doğalgazı Türkiye-Yunanıstan sınırına kadar gitti. Bundan sonrakı hedef TAP'ın planlandığı gibi 2020 senesinde tamamlanması.

- Azerbaycan'la Türkiye'ye arasında planlanan Bakü-Tiflis-Kars yolcu treni ne zaman gerçekleştirilecek?

- Valla bununla ilgili çalışmalar da sürüyor. Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan'ın demiryolları idareleri bu konuda temaslarını sürdürüyorlar, yoğun bir çalışma içerisindeler. İnşAllah en yakın zamanda o da başlayacak. Çünkü bunun başlaması bizim insani ilişkilerimizin artması bakımından çok önemli. Bu demiryolu sayesinde Türkiye'den Azerbaycan'a, Azerbaycan'dan Türkiye'ye gidiş gelişler daha da kolaylaşacak. Onun için bir an önce hayata geçmesini arzu ediyoruz.

- Gidiş gelişten bahsetmişken, Türkiye Cumhuriyyetinin kararıyka Azerbaycan vatandaşları vize olmadan Türkiye'ye seyahat edebiliyor. Ancak, Türkiye vatandaşlarının Azerbaycan'a gelmesi için vize talebi var. Neden bu konuda ilerleme kaydedilmemiştir? Yakın gelecekte bu sorunun çözümünde yenilikler bekleniyor mu?

- Valla o konuda da çalışmalarımız devam ediyor. Yani Azerbaycan makamları ile temaslarımız var. Yeri geldikçe bunu da konuşuyoruz, teklifler yapıyoruz. İnşAllah bu konuda yakın zamanda bir irelileme sağlıyacağımızı umud ediyoruz.

- İnşAllah. Bu ilişkilerimiz için önemli bir konu...

- Tabii ki çok önemli. Türkiye ile Gürcistan arasında vize yok, Türkiye ile Ukrayna arasında vize yok, Türkiye'den bu ülkelere ve bu ülkelerden Türkiyeye artık pasaportla değil bildiğimiz şahsiyet vesikasıyla gedilib geliniyor. İnşaAllah Azerbaycan'la da bu seviyeye geliriz.

- Herkes biliyor ki, Ermenistan-Azerbaycan Dağlık Karabağ sorununda Türkiye'nin Azerbaycan'ı her zaman destekliyor. Bununla birlikte, AGİT Minsk Grubu'nun eş başkanlık ettiği ülkelerin 25 yıldan fazla bir süredir ki,  sorunu çözmekte yeteri kadar ilgilenmediği görülüyor. Bu nedenle ülkemizdeki bazı politikacılar ve milletvekilleri Türkiye'yi AGİT'in Misnk Grubunun eş başkanı olmasını istiyorlar. Yani zaman zaman böyle tekliflerde bulunanlar var. Türkiye'nin eş başkanlığının mümkün olduğunu düşünüyor musunuz?

- Şimdi şöyle, Minsk Grubunun formatı 1992 senesinde belirlenmiş ve Türkiye Minsk Grupunun üyesi. Fakat Minsk Grubunun 14 tane üyesi var. Bunların içinden 3 tanesi: Amerika, Rusya, Fransa o dönemde eşbaşkanlar olarak belirlendiler. Şu anda da Minsk Grubunun çalışmaları daha çok eşbaşkanlar seviyyesinde devam ediyor. Görüşler, iki tarafın anlaşması konusundaki müzakereler eşbaşkanlar seviyesinde yürütülüyor. Bu zamana kadar tabii bu süreçten ciddi bir sonuç alınmadı işin açığı. Bunun daha efektif olması gerekirdi. Çünkü ortada çok büyük bir adaletsizlik var. Azerbaycan'ın topraklarının yüzde 20'si işgal altında, 1 milyona yakın kaçkın ve göçgün insan Azerbaycan'da yaşıyor. Bu süreç uzadıkça, bu yaşanan adaletsizlikte artmış oluyor. Dolayısıyla bunun bir an önce çözüme kavuşturulması gerekir. Minsk Grubu eşbaşkanlarından bu çerçevede tutumlarına bir kere daha bakıp, ne yapacakları konusunda somut adımlar atmaları bekleniyor. Minsk Grubunun yapısının değiştirilmesine gelince, tabii ki ilgili bütün tarafların birlikte verebilecleri bir karar. Dolayısıyla öyle bir ihtiyac olursa, onu da tartışmak gerekir.

- Sayın Büyükelçi, röportaj verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Son olarak, söylemek istediğiniz bir şey var mı?

- Bizim her zaman aklımızda tutmamız gereken bir gerçek var: Türkiye ile Azerbaycan iki devlet bir millettir. Sayın Cumhurbaşkanımız İlham Aliyev'in söylediği gibi “Türkiye'nin gücü Azerbaycan'ın gücü, Azerbaycan'ın gücü de Türkiye'nin gücüdür.” Biz birlikte olduğumuz zaman güçlüklere karşı, zorluklara karşı daha kuvvetli oluruz. Güçlüklerin üstesinden daha kolay geliriz ve biz birlikte olduğumuz zaman bizim bileğimizi bükmeğe hiç kimsenin gücü yetmez. Ben bu vesileyle bir kere daha 15 Temmuz şehitlerimizi anmak istiyorum. Hem FETÖ'le mücadele konusunda, hem darbe girişimine karşı Azerbaycan'ın bize verdiği destek için başta Sayın Cumhurbaşkanımız İlham Aliyev olmak üzere bütün Azerbaycan halkına şükranlarımı sunmak istiyorum.

 

Aqil ASLAN

Tebriz ABBASOV

Metinde hata varsa, onu not alıp Ctrl + Enter tuşuna basarak bize gönderin.

EurasiaDiary © İçeriğin yayınlanması için hiperlink kullanılmalı.

Bizi takip edin:
Twitter: @EurasiaTurk
Facebook: EurasiaTurkiye


Загрузка...