'Türkiye'ye saygısızlık savaşa yol açabilir' - Gökhan Güler - RÖPORTAJ | Eurasia Diary - ednews.net

23 Ağustos, Cuma


'Türkiye'ye saygısızlık savaşa yol açabilir' - Gökhan Güler - RÖPORTAJ

Röportaj A- A A+

Akdeniz Stratejik Araştırmalar Merkezi Genel Sekreteri, Kıbrıs Türk Basın Konseyi yönetim kurulu üyesi, gazeteci Gökhan Güler Eurasia Diary'e röportaj verdi.

'Adanın doğal kaynaklarını ele geçirmeye çalışıyorlar'
 
Kıbrıs'taki enerji sorununun ana nedenleri nelerdir?

1960’da kurulan ortak Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Rumlar nasıl 1963’de silah zoru ile gasp ederek üniter Rum devleti haline dönüştürmüşlerse günümüzde de aynı şekilde Ada’ya ait tüm zenginlikleri ve deniz yetki alanlarını aynı şekilde gasp etmeye çalışmaktadır. Rum yönetiminin hukuken tek taraflı olarak 2003 yılında Mısır, 2007’de Lübnan ve 2011’de de İsrail ile tek taraflı olarak uluslararası hukuka aykırı bir biçimde imzaladığı Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlama Anlaşmaları’nın geçerliliği ve bu anlaşmalar sonrasında parsellenen bölgeler Doğu Akdeniz’de yaşanmakta olan tartışma ve gergilimin temelini oluşturmaktadır.

Doğu Akdeniz coğrafyası dikkate alındığında, karşılıklı kıyıların uzunluğu 400 deniz milinden kısadır. Bu nedenle de bu bölgedeki devletlerin MEB ilan edeceklerinde belli ilke ve kurallar çerçevesinde sınırların belirlenmesi için ilk önce karşılıklı olarak mutabakatlar sağlamaları gerekmektedir. MEB'in belirlenmesi uluslararası hukuk, örf - adet hukuku ve içtihatlara göre 3 temel ilkeye dayanmaktadır. Buna göre, ortay hat çizgisi, bölgelerin ilgili taraflarca anlaşmayla belirlenmesi ve hakkaniyet ilkesi göz önünde bulundurulmaktadır. Rum yönetiminin hukuken tek taraflı olarak Kıbrıs Türkleri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin hak ve hukukunu yok sayarak sözde MEB’ni ilan etmiştir.

Peki, Türkiye'nin bu adaletsizliğe karşı tutumu nedir?

Türk tarafı (KKTC ve Türkiye) hidrokarbon konusunun gündeme geldiği ilk günden itibaren müzakereleri göz önünde bulundurarak yapıcı bir şekilde konuya yaklaşarak Kıbrıs Türk ve Rum tarafları arasında ‘ortak araştırma, ortak değerlendirme ve ortak kazanımlar sağlama’ görüşünü defalarca ortaya koyarak bu durumun bulunacak çözüme de katkı sağlayacağını ifade etmiştir. Rum tarafının en başından buyana sergilemiş olduğu katı ve olumsuz yaklaşımları ne yazık ki sadece doğal gaz konusuyla sınırlı kalmayıp, Kıbrıs konusunun çözümüne de zarar vermektedir.

Türk tarafı en başından buyana meseleye pozitif bir biçimde yaklaşmaktadır. Ortak komite kurulma önerisi hatırlanacağı üzere ilk olarak 2011 yılında 3. Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu tarafından önerilmiş, sonrasında yinelenmiş ve o zamanda Rum yönetimi tarafından reddedilmişti. Ortak komite kurma önerisi bugüne kadar 3. kere Rum yönetimi tarafından reddedilmiş oldu. 

Son olarak bilindiği üzere KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ‘Ada’daki gerilimi azaltalım, doğalgazda ortak komite kuralım’ önerisini bir kez daha detaylandırarak kısa bir süre önce yineledi. Rum yönetimi bu öneriyi de reddetti. Karar Güney Kıbrıs’taki tüm partilerin ortak görüşü ve oybirliğiyle alındı.

Bu gelişme üzerine KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’i kapsamlı çözüme yönelik sürecin açıklığa kavuşmasını sağlayacak beşli bir gayri resmi toplantının gerçekleşmesi için devreye girmeye çağırdı.

Hatırlanacağı üzere Kıbrıs müzakere süreci Crans Montana’da 2017 yılının Temmuz ayı başlarında Rum tarafının katı ve uzlaşmaz tavırlarını devam ettirmesi üzerine federasyon temelinde son 50 yıldır sürdürülmekte olan görüşmeler çökerek sonlanmıştı.

Türk tarafı artık bundan sonra yeni bir müzakere süreci gündeme gelecek olur ise bunun yeni bir süreç olacağını açık açık her fırsatta dile getirmektedir. Buna göre yeni bir müzakere süreci başlayacak olur bunun ise bir takvime bağlı olacağı, müzakerelerin olumsuz şekilde sonuçlanması durumunda Kıbrıs Türklerinin durumunun ne olacağının açıkça belirtileceği kısa bir süreç kast edilmektedir. 

'Mesele doğal gaz meselesi değil, bağımsızlık meselesidir.'

Son zamanlarda Türkiye-Avrupa Birliği ve Türkiye-ABD arasında gerilimin artmasında Akdeniz sorununun rolü var mı?

Tabii ki var. Rum Yönetimi, Kıbrıs konusunu ve hidrokarbon meselesini kendi lehine çözebilmek maksadıyla tek taraflı olarak uluslararası hukuku hiçe sayarak ilan ettiği sözde Münhasır Ekonomik Bölgeleri’nin gaz arama ihalelerini özellikle Amerikan Exxon Mobile, Fransız Total ve İtalyan Eni şirketlerine vererek ‘ABD ve AB ülkeleri ile Türkiye’yi karşı karşıya getirmeye çalışmıştır.

Doğu Akdeniz’de, özellikle Kıbrıs’ta ne kadar doğal gaz rezervi var ki, bölgede ciddi bir gerilime neden oldu?

ABD kaynaklarına göre, Doğu Akdeniz’de şu ana kadar belirlenen doğal gaz rezervlerinin 3.5 trilyon metreküp dolayında olduğu ifade edilmektedir!  Dünya genelinde 195 trilyon metreküp dolayında kanıtlanmış doğal gaz rezervi olduğu belirtilmektedir.

Dünyada en büyük doğal gaz rezervine sahip ülke olarak 35 trilyon metreküple Rusya yer almaktadır. Rusya’nın ardından, 33 trilyon metreküple İran ve 25 trilyon metreküple de Katar’ın gelmektedir. Rusya ve Türkmenistan’ın içinde yer aldığı Bağımsız Devletler Topluluğu’na ait rezervlerin ise 60 trilyon metreküp olduğu ifade edilmektedir. Dünyada bir yılda yaklaşık olarak 3.5 trilyon metreküp doğal gaz üretiliyor. Yani Doğu Akdeniz’deki tüm rezervler çıkartılacak olsa dünyanın ancak bir yıllık doğal gaz ihtiyacını karşılayabilir.

Kısa bir süre önce Amerika’da yayınlanan Washington merkezli McClatchy DC isimli medya kurumu tarafından sızdırılan plana göre, Doğu Akdeniz'den çıkarılması öngörülen gazın (İsrail ve Güney Kıbrıs gazının) Türkiye (İskenderun) TANAP üzerinden Avrupa'ya gideceği öngörülmüş. 'East Med' projesi haritada yok.

'Mevcut yaklaşımlar bölgede savaşa neden olabilir.'

Böyle bir tehlike varsa Türkiye ikinci bir Kıbrıs operasyonuna başlayabilir mi? Gerilim savaşa dönüşebilir mi?

Rum yönetimi gasp edebilmek amacıyla sözde ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölgelerin varlığını uluslararası kamuoyunda kabullendirmek maksadıyla önce konunun içerisine büyük uluslararası şirketleri sokmuştur. Bu sayede söz konusu şirketlerin arkasındaki ABD, İtalya ve Fransa ile Türkiye’yi karşı karşıya getirecek bir oyun kurgulamış. Ardından da İsrail ve Mısır işin içerisine çekmiştir. Bu bağlamda Fransız Total, İtalyan ENI, Amerikan ExxonMobil gibi enerji devleri Doğu Akdeniz’de faaliyet gösteriyor.

Rum ve Fransa savunma bakanları arasında 15 Mayıs’ta imzalanan askeri savunma işbirliği anlaşması ile Fransa Güney Kıbrıs’ın Evangelos Florakis Deniz Üssü’nü kullanma hakkını elde etti.  Bu anlaşmayla Fransız Charles de Gauelle uçak gemisinin Türk askerinin karşısına dikilmesi hedeflenmektedir.

Anlaşmada yer alan bir maddeye göre Fransız donanmasının Kıbrıs Ada’sı çevresinde hidrokarbon araması yapan Total şirketine ait gemileri korumayı da özellikle taahhüt etmektedir.

ABD'nin silah ambargosunu Rumlara kaldırma konusu gündemde! ABD'nin ekonomik ve siyasi hamlelerini birbirine karıştırmamak gerek. Unutulmamalıdır ki ülkelerin ebedi dost ve düşmanları yoktur. Ülkelerin bilakis dönemsel çıkar ve menfaatleri vardır. ABD'nin ulusal ekonomisinde silah sanayisinin önemli yer tuttuğu da yine unutulmamalı. ABD Ortadoğuve Doğu Akdeniz'deki enerji rezervlerini en ekonomik ve güvenli şekilde Avrupaya taşıyabilmek istemektedir. Bunun için Türk tarafı yok sayılarak hareket edilemez.

Türkiye her fırsatta bölgede faaliyet yürüten enerji şirketleri ile ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya gibi ülkelere GKRY'nin tek taraflı olarak ilan ettiği münhasır ekonomik bölgeyi tanımadığını ve Türkiye'nin deniz yetki alanlarıyla çakışan bölgelerde arama ve üretim çalışmalarına izin vermeyeceğini belirtiyor.

Doğu Akdeniz’de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin deniz altındaki enerji kaynaklarına ilişkin tek yanlı attığı adımlar Türkiye ve KKTC’nin tüm uyarılarına rağmen sürmektedir. GKRY’nin Türk tarafını yok sayarak Ada etrafında hidrokarbon konusunda tek yanlı olarak arama faaliyetlerini inatla devam ettirmesi neticesinde gerilimin daha da tırmanması sonucunda Doğu Akdeniz’de bir savaşın çıkması an meselesidir. Doğu Akdeniz’de sıcak çatışma riski bulunduğunu yaklaşık iki buçuk yıldır yazıyorum. Umarım böyle bir durumla karşı karşıya kalınmaz. 

Vatan toprağı ne anlam ifade ediyorsa deniz yetki alanlarımız ve hava fır hattımız da aynı anlamı ifade etmektedir. Vatan toprağı nasıl parayla ölçülemezse denizimiz mavi vatanımızda parayla ölçülemez! Öncelikle meseleyi bu çerçevede ele almak gerektiğini görmemiz gerek. Mesele hidrokarbondan önce egemenlik meselesidir.

TC Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, yakın zaman önce Karadeniz, Ege ve Doğu Akdeniz’i de içine alan üç denizde 131 gemi, 57 uçak ve 33 helikopterin katılımıyla bugüne kadarki en büyük planlı tatbikatı olan Denizkurdu-2019’u gerçekleştirdi. 

Şu anda Doğu Akdeniz'de Türk tarafının üç gemisi var: Fatih, Yavuz ve Barbaros. Bu isimler bilindiği üzere tarihi misyona sahip isimlerdir. Fatih, İstanbul’u, Yavuz'da Ortadoğu’yu fethetmiştir. Barbaros ise bütün Akdeniz’e hâkim olmuştur. Türk tarafı görüldüğü üzere gemilere verdiği tarihi ve misyona sahip akıllıca isimlerle tüm taraflara açık mesaj verecek adımlar atıyor. Diyor ki; “Kıbrıs Türklerinin haklarını korumak için açık denizlerde ben varım. Güney’de ben varım. Yavuz’da kıta sahanlığının içinde yine ben varım. Doğu Akdeniz’de bizi Türk tarafını yok sayarak iş yapamazsınız.”

Bölgedeki gerginlik göz önüne alındığında, Türkiye'nin S-400 füze sistemlerini Doğu Akdeniz'de konuşlandırıcağını söylemek mümkün mü? 

Muhtemelen resmi Ankara, S-400'ün nereye konuşlandırılacağını belirlemiştir. Bir süre önce, İsrail füzeleri durdurmak için atılan Suriye roketi kontrolden çıkıp KKTC'ye düştü. Bunu ve bölgedeki gerilimi göz önüne alarak, bu sistemler Doğu Akdeniz'de konuşlandırılabilir. Her durumda Türkiye, Kıbrıslı Türkleri koruyacak.

 

Röportaj yapan: Nicat İSMAİLOV

Eurasia Diary

Metinde hata varsa, onu not alıp Ctrl + Enter tuşuna basarak bize gönderin.

EurasiaDiary © İçeriğin yayınlanması için hiperlink kullanılmalı.

Bizi takip edin:
Twitter: @EurasiaTurk
Facebook: EurasiaTurkiye


Загрузка...