"Ülkemizde GDO'lu tohum yoktur" - TÜRKTOB Başkanı Akcan | Eurasia Diary - ednews.net

22 Şubat, Cumartesi


"Ülkemizde GDO'lu tohum yoktur" - TÜRKTOB Başkanı Akcan

Röportaj A- A A+

Ülkemizde GDO'lu tohum yoktur. Kanunen yasaktır. Üretilemez, ithal edilemez dolayısıyla ekilemez. Hibrit tohum dediğimiz teknolojinin GDO ile hiçbir ilgisi yoktur. Gen transferi söz konusu değildir. Hibrit melezleme demektir

Tarım ve tohumculuk sektörünün genel değerlendirmesi, hem geleceğe dair beklentileri hem de tarım ve tohumculuk sektörlerine ilişkin sorularımızı Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) ve Ekonomik İş Birliği Ülkeleri Tohumcular Birliği (ECOSA) Yönetim Kurulu Başkanı Savaş Akcan ile konuştuk.

Sektörün geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Geleceğin yaşamsal stratejik unsurları, gıda, su ve enerji olacaktır. Tarımsal üretim ve ticaret politikalarının önemi gittikçe artmaya devam ediyor.

Bunun için gıda ve tarım sadece ekonomik ve sosyal olarak değil, millî güvenlik konusu olarak da ele alınmalıdır. Tarım politikalarının sürdürülebilir olması için ortak akılla oluşturulması ve uygulanması çok önemlidir. Bu nedenle geçtiğimiz ay sonuçlanan Tarım ve Orman Şurasında alınan karaların çok hızlı bir şekilde uygulanmasını bekliyoruz.

Tarımsal üretimde mazot başta olmak üzere, elektrik, ilaç, gübre ve yem maliyetlerinin astronomik artış oranlarını biliyorsunuz. Girdi maliyetlerinin çoğu %100’ün üzerinde arttı. Ancak bu konuda haberler yapılırken, alışkanlık olsa gerek, girdi kalemlerinin arasına hemen tohumda yazılıyor.

Zamda tohumun etkisi yüzde 10

Oysa ki; tohumda bir tarımsal üründür. Buğday yetiştiricisi ürünü yetiştirirken, hasat ederken ne harcıyorsa buğday tohumu yetiştiricisi de aynı masrafı yapmaktadır. Hatta tescili, sertifikası, tarla kontrol ücreti, tohumun işlenmesi, paketlenmesi sürecinde yapılan masraflarına hesapladığımızda tohum yetiştiricisi çok daha fazlasını harcamaktadır.

Ancak bizler bu yıl girdi maliyetlerimizdeki artışı oranlarının çok az bir kısmını tohum fiyatlarına yansıttık. Çok spesifik ürünlerin tohumları dışında temel ürünlerimizde yüzde 10-15 gibi artışlar ancak olabildi. Ayrıca temel tarımsal ürünlerimizin maliyeti içinde tohumun payı yüzde 2 ila yüzde 10 arasında değişir. Başka bir anlatımla tohuma yüzde 100 zam gelse bile bu oran ürün maliyetine en fazla yüzde 10 oranında etki etmektedir. Bu detayında sizler tarafından bilinmesini istedim. Kamuoyu tarafından çok yanlış algılarla bilinen bir sektörüz.

İnsanları soğutuyorlar

Yıllardır tüm samimiyetimizle doğruları anlatmaya çalışıyoruz. Eksiklerimiz varsa zaten kendimiz söylüyoruz. Biz bir adım gitmeye uğraşırken karşıt görüşler yüz adım gidiveriyor.

Popüler doktorlar, fitoterapistler, gazeteciler, bitkisel ürün satıcıları, konu ile ilgili tek satır okumamış siyasetçiler, ya da işin doğrusunu bilen ama kamuoyu oluşturmak için bile bile yalan söyleyen kesimler, ata tohum, yerel tohum, hibrit tohum, GDO’lu tohum, sertifikalı tohum hepsini birbirine katıp insanlarımızı yediğinden içtiğinden soğutuyorlar.

Kanser yapan tohumlar, kısırlık yapan tohumlar, yerli tohumları yok eden tohumculuk firmaları vs. gündeme gelen konular arasında yer alıyor.

Hatta zaman zaman öyle bir intiba oluşuyor ki; sanırsınız tohumculuk sektörü vatan haini.

Biz yine de bu kadar teknik konularda tüm detayları bildiğini sanan ve kamuoyunu yanlış yönlendirmeye çalışanlara aynı ithamda bulunmak istemiyoruz.

Biz sadece gerçeklerin bilinmesini istiyoruz.

Hibrit kısırlık yapmaz

Ülkemizde GDO’lu tohum yoktur. Kanunen yasaktır. Üretilemez, ithal edilemez dolayısıyla ekilemez. Hibrit tohum dediğimiz teknolojinin GDO ile hiçbir ilgisi yoktur. Gen transferi söz konusu değildir. Hibrit melezleme demektir. Dünya var olduğundan beri doğanın kendi kendine gerçekleştirdiği bir yöntemdir. Doğadaki melezlemeden tek farkı bilim insanları tarafından bilimsel veriler ve araştırmalar eşliğinde kontrollü ortamda yapılmasıdır. Doğal olmayan hiçbir unsur yoktur. Hibrit tohumlar kısırdır hatta insanlarda kısırlık yapar deniliyor. Bunlarda yanlıştır. Hibrit tohumla ürettiğiniz bir ürünün çekirdeğini/tohumunu tekrar tohum olarak kullanabilirsiniz. Ancak bu tohum ilk ektiğiniz hibrit tohum değildir. Melezleme geriye doğru gittiği için özelliklerinin bir bölümünü kaybetmiştir. Yine ürün alırsınız ancak, ilk tohumdaki verimi, kaliteyi beklemek bilim dışıdır.

Hibrit tohumun cinsel kısırlığa yol açtığını ispatlayan bir bilimsel araştırma yoktur.

Yerel tohumların kullanımı yasak mı? Tartışılan bir konuda budur. Çiftçilerimiz kendi mahsullerinden elde ettikleri tohumları kullanabilir, takas edebilir. Bunu kim yasaklayabilir ki? Ancak ticarete konu edemez, para ile alıp satamaz.

Neden alıp – satamaz diye soralım?

Tohum da bir üründür. Hem de dünyadaki en stratejik üründür. Hepimizin geleceğidir, gelecekte yaşanması çok muhtemel olan gıda savaşlarının mermisi tohumdur.

Bu kadar stratejik bir ürünün ticareti serbest olabilir mi? Bitkisel üretimde bir canlı materyalin tohum olarak değerlendirilmesi için tüm dünyada ve ülkemizde kabul edilmiş binlerce şart var. Bu şartları taşımayan her çekirdeğin tohum diye ticaretinin yapıldığını düşünebilir misiniz? Nasıl bir kaos yaşanacağını hayal edin lütfen. Diyelim ki bu ticaret serbest oldu. Siz de gittiniz tohum sandığınız materyali aldınız, ektiniz ne olur? Hasat zamanı geldi, ortada ürün yok. Ya da ürün var ama size 500 kilo verim alacaksın denildi, çıktı 300 kilo. Hadi verimde tuttu diyelim, ürün hastalıklı ya da sizin istediğiniz çeşit değil. Ne yapacaksınız? Hesabını kime soracaksınız?

Verim ve kalite düşerse stratejik ürünlerimizin üretimi azalırsa, gıda güvenliğimiz riske girerse, ithalat daha da artarsa bunun hesabını verebilecek misiniz? Ya da o saatten sonra verseniz ne olur, vermeseniz ne olur? Sertifika tohumun kimlik kartıdır. İşte sertifika bu güvenceleri veriyor bizlere. Devletimiz diyor ki; tohumun türü, kalitesi, verimi şudur. Bu hastalıklara dayanıklıdır, şu hastalıklara dayanıksızdır. Şu zaman olgunlaşır, bu zaman hasat edilir. Garantisi benim. Garantisi tohumu aldığın firmadır. Sertifika tohumun kimlik kartıdır. Bir sorun çıkarsa gidersin TÜRKTOB Hakem Kurulu’na ya da mahkemeye, hakkını arasın.

Bugün en basit çikletin bile ambalajı olacak, üzerinde her şeyi yazacak, ama dünyanın en önemli ürünü olan tohumun olmayacak öyle mi? Bunun savunulacak bir tarafı var mı?

Yine dediğimiz gibi sadece ticaret yasak, değişim, takas serbest.

Bir diğer konu da buğdayın genleriyle, kromozomlarıyla oynandığı iddiasıdır. Az önce söyledim, Türkiye’de buğday dahil hiçbir tohum GDO’lu değildir. Hatta bir şey daha söyleyeyim dünyada GDO’lu buğday tohumu yoktur.

Buğdayların çeşitlerine göre değişmekle birlikte 3 farklı kromozom sayısı vardır. 14, 28 ve 42.

10 bin yıl önce de böyleydi, şimdi de böyle.

İthal etmezsek aç kalırız

Tohumculuk sektörü dışa bağımlıdır. İthal etmezsek aç kalırız. Tohum ihracatımız miktar bazında ithalatımızdan fazladır. Ama tabi ki daha önemli olan bunun parasal değeridir. Tohum ithalatımız 178 milyon dolar, ihracatımız 152 milyon dolar. 26 milyon dolarlık bir açık var. Ancak buna sektörümüze dahil olan fidan ve süs bitkilerini de eklediğimizde durum tersine dönüyor, ihracatımız 260 milyon dolara çıkıyor. İthalatımız ise 240 milyon dolarda kalıyor. Yani 20 milyon dolar artıdayız. Hatta 2019 sonu verileri gösteriyor ki; ithalat aynı kalacak, ihracatımız 300 milyon dolara çıkacak. 86 ülkeye ihracatımız var.

Şimdi sektörümüzü daha yakından bilenler bu ihracatın yaklaşık 100 milyon dolarının ayçiçeği ve mısır tohumu olduğunu, bunlarında yabancı firmaların yabancı çeşitleri olduğunu söyleyeceklerdir ki, doğrudur. Ancak bu üretim ülkemizde yapılmaktadır. Diğer sektörlerde de olduğu gibi Türkiye’de üretilen ürünler yerli olarak değerlendirilir.

Ayçiçeği, mısır, patates, şekerpancarı ürünlerinde açığımız var. Bunu kabul ediyoruz. Bu açığı kapatmak için gelişmiş ülkelerden yüz yıl sonra yola çıkmamıza rağmen var gücümüzle çalışıyoruz. Bu ürünlerde yerli firmalarımız, ıslahçı hakları ülkemizde olan, başka bir tabirle tam anlamıyla milli olan çeşitleri geliştiriyor ve piyasaya sürüyor.

Üstelik bu çalışmaları gelişmiş ülkelerin araştırma – geliştirme (AR-GE) faaliyetlerine ayırdıkları bütçelerin yüzde 1’i ile yapmaya çalışıyoruz. Çünkü çok genç ve bu nedenle sermaye yapısı yeterli olmayan bir sektörüz. Tüm bu açıklamalardan sonra bazı kesimlerin ülkemizdeki tohumculuk sektörünün uluslararası şirketlerin elinde olduğu yönündeki haksız ithamlarına cevap verelim. 1980’li yıllarda 3 olan yerli firma sayısı sadece bugün 1000’e yaklaşmaktadır. 845 adet fidan firmamız, 151 adet fide firmamız, 763 adet süs bitkisi firmamız vardır. Tohum şirketleri içinde tamamen yerli sermaye ile kurulmuş şirketlerin oranı yüzde 93,4’tür. Yerli-yabancı ortaklığı ile kurulmuş olan şirket oranı yüzde 2,8’dir. Tamamı yabancı sermayeli şirketlerin oranı ise yüzde 3,8’dir.

Şirketlerin sermaye yapılarının sektöre hakimiyet durumunu tam olarak anlamamıza imkan vermeyeceği gerçeğinden hareketle, şirketlerin toplam ticaret içindeki paylarını yine sermaye yapılarına göre sınıflandıracak olursak;

Yerli sermayeli şirketlerin ticaret hacmindeki payı yüzde 51, ortak sermayeli şirketlerin ticaret hacmi içindeki payı yüzde 19, yabancı sermayeli şirketlerin ticaret hacmi içindeki payı yüzde 30’dur.

Dolayısıyla, yerli ve yerli-yabancı ortak sermayeli şirketlerin ticaret hacmi içindeki payının yüzde 70 olduğu bir sektöre ve sektörü temsil eden Türkiye Tohumcular Birliği’nin yapısına çok uluslu şirketlerin ve onların yerli ortaklarının hâkim olduğunu söylemek mümkün müdür?

Bir başka önemli bilgi paylaşayım.

Yüzde 100 yerli ve milli olarak, yani tamamen yerli sermayeli şirketlerin, yurt için gen kaynaklarından ıslah edip geliştirdikleri tohumlardan tahıl ihtiyacımızın yüzde 70’ini, baklagillerin yüzde 97’sini, çayır –mera ve yem bitkilerinin yüzde 92’sini, sebzelerin yüzde 65’ini karşılıyoruz.

Bugün tohum ithalatı yasaklansa temel ihtiyaçlarımızın tamamını karşılayabiliriz.

Dışa bağımlı denilen sektörümüzde fidan ihracatının 2010’da sadece 900 bin dolar olduğunu, 2018’de ise bu rakamın 37 milyon dolara çıktığını yani yaklaşık 40 kat arttığını, ithalatın 2 milyon dolarda kaldığını biliyor musunuz?

Süs bitkilerinde de 2018 yılında ilk kez ihracatın, ithalatı 10 bin dolar geçtiğini ve 71 milyon dolara yükseldiğini söylersem dışa bağımlılık algısını kırabilir miyim?

Birilerinin bitkisel kürlerinin, diyet programlarının, muayene ücretlerinin, reytinglerinin, kitap satışlarının hatta oylarının artması için söyledikleri yalanlara inanmayın.

Sizler aracılığı ile toplumumuza sesleniyorum, bu oyuna gelmeyin…

Tohumculuk sektörünün katma değeri 15 milyar dolara, üretim değeri 4 milyar dolara ulaştı.

Bu rakamlar ülkemizin genel verileriyle ya da genel tarım, sanayi veya turizm gibi alanlarla mukayese edildiğinde belki az görünebilir. Ancak, tarımsal üretimin, gıda sanayinin, tekstil sanayinin bir bölümünün ve tüm bu sektörlerin yaptığı ihracatın temelinde bitki üretim materyalleri yer aldığı için, sektörümüzün sadece kendine ait verilerle değerlendirilmemesi gerekir.

171 yerel çeşidi kazandırdık

Savaş Akcan, “TÜRKTOB’un 7 Alt Birliği, 53 bin tekil üyesi var. Alt Birliklerimize üye olan üretici birliklerini, kooperatifleri, firmaları hesaba kattığımızda, tüm sektörlerin doğrudan ve dolaylı istihdam kapasitesini de düşündüğümüzde milyonları buluyoruz.

Yüz binlerce çiftçimiz bizden tohum, fide, fidan bekliyor. Yeşil alanlarımızı biz süslüyoruz.

Biz TÜRKTOB olarak yüzlerce bitki ıslahçısı yetiştiriyoruz, düşmanı olduğumuz söylenen yerel çeşitleri “Tohumun İzinde” isimli sosyal sorumluluk projemizle toplayıp devletimizin gen bankalarına teslim ediyoruz. Kısa bir süre içinde 171 yerel çeşidimizi ulusal gen bankamıza kazandırdık” dedi.

Sertifikalı tohum üretimi arttı

Savaş Akcan, “Sertifikalı tohum üretimimiz birliğimizin kurulduğu 2008 yılında 289 bin tondu, şimdi 1 milyon 60 bin ton. 2023 hedefimiz ise 1,5 milyon ton. Fidan üretimimiz 3,5 milyon adetten 188 milyon adede yükseldi. Fide üretimimiz 2,6 milyar adetten 4 milyar adede çıktı. Süs bitkileri üretimi 1,7 milyar adede ulaştı. Son 10 yılda üretimini bu oranlarda artıran başka bir sektör hatırlıyor musunuz? Türk tohumculuğundaki bu gelişmeler ve uluslararası alanda yaptığımız çalışmalar çok önemli bir sonuç daha ortaya çıkardı. Uluslararası Tohumculuk Federasyonu (ISF), Dünya Tohumculuk Kongresi’nin 2023 yılında, yani Cumhuriyetimizin 100. yılında Türkiye’de yapılmasına oybirliği ile karar verdi. Tohumculuk sektörünün kalbi İstanbul’da atacak. Dünyanın hemen her ülkesinden Türkiye’mize gelecek olan delege ve misafirlerimizi İstanbul’da ağırlamak, sektörümüzü ve ülkemizi en iyi şekilde temsil etmek için çalışmalarımıza başladık. Ayrıca Ekonomik İş Birliği Ülkeleri Tohumcular Birliği (ECOSA) Yönetimini de 11 Kasım 2019 tarihinde yapılan Genel Kurul’da TÜRKTOB ve Alt Birlikleri olarak devraldık. ECOSA bundan sonra çok daha aktif olacak, Ekonomik İş Birliği Teşkilatı üyesi ülkelerle ilişkileri kuvvetlendirmek, Türk tohumculuğunu Afganistan, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, İran, Pakistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan coğrafyasında daha ön plana çıkarmak, bilgi paylaşımı ve ticaret alanlarında daha etkili iş birliği yapmak temel hedefimizdir” diye konuştu.

Çiftçiye destek verilmesi şart

Akcan şunları söyledi: “Tohumculuk sektöründeki bu atılımın davam etmesi için; Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından verilen sertifikalı tohum üretim ve kullanım desteklerinin miktar ve uygulama esasları açısından revize edilmesi, AR-GE ve yatırım ile ilgili desteklerin miktar ve vadelerinin artması ile bu desteklerin ülkemiz için stratejik olan ve yurt içinde yeterli miktarda üretilemeyen çeşitlere yoğunlaştırılması, ülkemizde geliştirilmiş yeni çeşitlerin çiftçilerimiz tarafından tanınması ve kullanılması için destek verilmesi şarttır.”

Neşe BERBER

Analiz Gazetesi

Eurasia Diary

Metinde hata varsa, onu not alıp Ctrl + Enter tuşuna basarak bize gönderin.

EurasiaDiary © İçeriğin yayınlanması için hiperlink kullanılmalı.

Bizi takip edin:
Twitter: @EurasiaTurk
Facebook: EurasiaTurkiye


Загрузка...