Hindistan'ın "Vatandaşlık Yasası" ve Müslüman katliamına dönüşen protestolar - Prof. Dr. Mehmet Şükrü Güzel | Eurasia Diary - ednews.net

6 Ağustos, Perşembe


Hindistan'ın "Vatandaşlık Yasası" ve Müslüman katliamına dönüşen protestolar - Prof. Dr. Mehmet Şükrü Güzel

Röportaj A- A A+

3 kez Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilen uluslararası hukuk uzmanı, İsviçre Cenevre merkezli Center for Peace and Reconciliation Studies isimli düşünce kuruluşunun Başkanı Prof. Dr. h.c. Mehmet Şükrü Güzel, Hindistan'ın Müslüman karşıtı "Vatandaşlık Yasası" ve Müslüman katliamına dönüşen protestolarla ilgili EDNews'a özel röportaj verdi.

- Hindistan 31 Aralık 2014'ten önce ülkeye giren Budist, Sih, Jain, Parsi, Hindu ve Hristiyan göçmenlere vatandaşlık verilmesine imkan tanıyan ancak aynı durumdaki Müslümanları kapsam dışı tutan "Vatandaşlık Yasası" düzenledi. Aşırı sağcı Başbakan Narendra Modi liderliğindeki hükümetin önerisi ile 11 Aralık 2019'ta yürürlüğe giren kanun kapsamında Pakistan, Bangladeş ve Afganistan'dan dini baskıdan kaçan 6 dini gruba ait göçmenler, kimliklerini ve Hindistan'da 6 yıldan uzun süredir yaşadıklarını kanıtlamaları halinde vatandaşlık elde edebilecek, aynı pozisyondaki Müslümanlar ise kapsam dışında tutulacak. Dünyada en çok Müslüman nüfusa sahip ikinci ülke olan Hindistan'da, 200 milyon Müslüman'ı ikinci sınıf vatandaş haline getirmek ve birçoğunu vatansız bırakmak için atılan bu adımın nedeni nedir?

Yasa ile Müslüman göçmenler 11-12 yılda Hindistan vatandaşlığı alabilecek iken diğer dini grupların 6 yılda Hindistan vatandaşlığını elde etmeleri söz konusu. Her ne kadar Hindistan BM Irk Ayrımcılığını Önleme Sözleşmesini imzalamış ve onaylamış bile olsa, bu sözleşme vatandaşlık kazanımı sonrasını ilgilendirdiği için, kime vatandaşlık vereceği aslında devletin kendi tasarrufu altında yer alıyor, Hindistan'ın imzalamış olduğu insan hakları sözleşmelerini ihlal etmiyor, buna BM Sivil ve Politik Haklar Sözleşmesi dahil. Bu işin teknik yönü. Politik gerçeklik açısından baktığımızda ise, Hindistan'daki 200 milyon Müslüman nüfusun yaklaşık% 12-14 oluşturmaktadır.

Bugünü anlamak için aslında Hindistan'ı Hindistan yapan, bağlantısızlar hareketini kuran Jawaharlal Nehru'yu ve Mahatma Gandhi'yi hatırlamılıyız. Mahatma Gandhi, 1948 yılında henüz Hindistan'ın bağımsızlığın başında Rashtriya Swayamsevak Sangh tarafından öldürülmüş idi. Narendra Modi ise Bharatiya Janata Party (BJP) ve Rashtriya Swayamsevak Sangh (RSS) üyesidir. Aşırı sağ milliyetçi bir Hindu lider olarak Hindistan'ı yönetmekte ve her aşırı sağcı lider gibi çatışmadan güç kazandığına inanmaktadır. Hindistan ve Pakistan'ın kuruluşunda yaşananları da hatırlamakta önemlidir, yaklaşık 2 milyon sivil Pakistan ve Hindistan'ın kuruluşunda din temelli çatışmalarda hayatını kaybetmiş idi ve hafızalarda yerini tutmaktadır.

Önemli bir hususu belirtmekte faide var, aşırı sağ Hinduların sadece Müslümanlara değil Hristiyanlara da yönelik saldırılarının son 30 yılda giderek artış göstermesidir. Özellikle Shiv Sena, Bajrang Dal, ve Durga Vahini isimli aşırı sağcı örgütler ülke genelinde kamplarda gençleri Hindu üstünlüğü ideolojisi eğitimi vermekte, ülkede yaşayan diğer dinlere mensup kişilere karşı nefreti körüklemektedirler. 1992 yılında Babri Camisi'nin aşırı sağcı Hindular tarafından yakılması sornasında çıkan olaylarda 2.000 kişi hayatlarını kaybetmiş idi, devamında ise bazı Hristiyan misyonerler canlı olarak yakıldı... 2008 yılında Orissa'daki tüm kiliseler aşırı uçtaki Hindular tarafından yakılmış 60 kişi hayatını kaybetmiş yakalşık 50 bin Hristiyan bölgeyi evlerinin yakılması sonrasında terk etmiştir. Bütün bunların ifadesi nedir sorunuzun cevabı ise belki eski Yugoslavya örneği ile açıklanabilir, politik psikoloji olarak eski Yugoslavya iç savaşı sırasında Sırpların politik motivasyonunun 1389 tarihinde yapılan Birinci Kosova Meydan Muharebesi'ndeki askeri mağlubiyet ile ilişkilendirildiği ve bir çeşit intikam peşinde olduklarının anlaşılmasının burada uygun düşebileceğine inanıyorum. Hindistan son 10 yuzyilda hep yabancıların askeri ve idari hakimyeti altında kalmış bir ülkedir, ki bunlar Müslümanlar, İngilizler, Hollandalılar ve Portekizliler dahildir. Dekolonizasyon öncesinde de 1947 yılında görece bağımsız 552 adet prenslik İngiliz hakimyeti altında yer almakta idi, dekolonizasyon ile ilk kez Hindistan'da Hindular hakimyeti ele aldılar.

Aşırı sağ Hindular, eski Yugoslavya'daki Sırplar benzeri politik psikoloji yaşadıklarını düşünüyorum ve ne yazik ki bunun sonucu 1930'ların Avrupa'sına benzer şekilde aşırı sağın yükselmesi ve örgütlenmesi söz konusu ve ne yazik ki Shiv Sena, Bajrang Dal, ve Durga Vahini örgütlenmeleri ile birebir Alman Nazi partisinin örgütlenmesi ile örtüşmektedir. Bu durum ise Narendra Modi'nin politikasını belirlemektedir zira yükselen milliyetçilik ile iktidara gelen bir lider artik iktidarda kalabilmek için bu sistemin esiri konumuna düşmüştür. Her etki ise kendi tepkisini çeker ve bu çatışmaların yükselmesi ciddi olarak gelecekte daha ciddi toplumsal çatışmaların olabileceğini göstemektedir.

- Ülke genelinde Müslümanların yanı sıra farklı inanç gruplarına mensup yüz binlerce kişinin protesto ettiği yasa, Müslüman Katliamına neden oluyor. Yani, Hindistan'da "Vatandaşlık Yasası"nın sonucunda Müslümanlar sadece ötekileşdirilmiyor, zulme maruz kalıyor, öldürülüyor! Özellikle Hindular Müslümanları hedef alıyor, Kuran sayfaları yırtılıyor, seccadeler, evler, dükkanlar yakılıyor. Müslümanların katledilmesine, zulüm edilmesine, dini anıtların yok edilmesine göz yuman polis, protestocuları öldüresiye dövüyor, biber gazı ve gerçek mermi kullanıyor. Neden uluslararası örgütler, insan hakları kuruluşları, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Müslüman ülkeler daha bir insanlık faciasının yaşanmasına seyirci kalıyor, neden Müslüman katliamına engel olmuyor?

Bu sorunun cevabı çok basit ve bir o kadar da karmaşık. BM bünyesinde devletlerin kendi vatandaşlarının haklarına yönelik kısıtlamaları konusunda her hangi bir yaptırım imkanı ancak BM Güvenlik Konseyi'nin BM Sözleşmesi'nin 7. Bölümüne göre verebileceği kararlar ile söz konusu olabilmektedir. Her hangi bir veto olmasa bile BM Güvenlik Konseyi ne yapabilir sorusunu sormamız gerekmektedir, askeri müdahale seçeneği dışında, yapabilecekleri sadece ekonomik ambargo ile sınırlı kalacaktır, ve hiç bir devlet Hindistan gibi büyük bir pazarı kaybetmek istemeyecektir. Devletler sokak gösterilerinin zaman içerisinde azalmasını ve sorunu zamanın çözmesini beklemektedirler, hatırlanması gereken bir husus ise bugün Hind Denizi ve Pasifik'de büyük devletlerin hakimiyet savaşlarının yaşandığı olgusudur, ne Çin ne de Batılı devletler Hindistan'ı kaybetmeye cesaret edemezler. İslam devletleri açısından ise bir handikap söz konusudur, bugüne kadar Hindistan istemesine rağmen İslam Konferansı Örgütüne kabul edilmemiştir, bu da İslam Konferansı Örgütü'nün elini zayıflatmaktadır. Ayrıca İslam devletlerinin kendi içerlerinde parçalanmış ve bölünmüşlüğünü de düşündüğünüzde Hindistan, Pakistan'a karşı Bangladeş'in önemli bir askeri ve politik müttefiki olduğunu da göz önüne aldığınızda karmaşik ilişkiler zinciri ortaya çıkmaktadır. Bu sorunuzun cevabı kendi içerisinde çok uzun, ek olarak BM'in, Myanmar'da yaşanan Rohignya trajedisi konusunda var olan devletler hukukundaki çaresizliğini de hatırlamanız gerekmektedir.

- 100'den çok kişinin öldürülmesine rağmen 9 Aralık 2019'dan bu yana devam eden protesto, Müslümanlara da Budist, Sih, Jain, Parsi, Hindu ve Hristiyanlarla eşit hakkın verilmesi ile sonuçlanak mı?

Söz konusu olan yasa, vatandaşlık üzerine olduğu için, direkt olarak BM İnsan Hakları Sözleşmelerinin dışında bir konu. Bence burada Bağlantısızlar Hareketi'nin kurucusu Hindistan ile bugünkü rejimi birbirinden ayırmamız gerekmektedir. 43. Dönem İnsan Hakları toplantıları sırasında katıldığım bir toplantıda aslında bu yasanın özünde insani yanının olduğu, bahsedilen ülkelerden gelenler içerisinde çok az Müslüman olduğu dile getirildi. Yasa ile Müslüman göçmenler 11-12 yılda vatandaşlık alabilecekken diğer dini grupların 6 yılda elde etmesi söz konusu. Hindistan'dan gelen bazı sivil toplum kuruluşu temsilcileri tarafında… Şunu hatırlamakta fayda var, bugün Hindistan'da kiliseler de yakılıyor, sadece camiler değil, Hristiyan mültecilere verilmiş yasal ayrıcalık kendilerini aşırı sağ Hinduların saldırılarından korumuyor. Ben, Hindistan'da devlet geleneğinin yani 1947 yılında Gandhi ve Nehru tarafından kurulan laik seküler sistemin galip geleceğine inanmak istiyorum, bazen kendini bilmez 3-5 bürokrat bir yasa hazırlar, ve devlet beklemediği tepkileri vatandaşlarından alır, ve akabinde ise devlet bunu bir gurur meselesi yapar. Hatasında israr etmek zorunda kalır zira kararından geri döner ise sokaktaki göstericilere karşı prestij kaybedeceğine inanır. Ben zamanın sorunu çözeceğine inanıyorum, sağ iktidar, iktidardaki imajını kendi oy verenlerine karşı güçlü göstermek için zamana oynayacak ve akabinde bu yasayı iptal edecektir.

 

Röportaj yapan: Tebriz Abbasov

EDNews

Metinde hata varsa, onu not alıp Ctrl + Enter tuşuna basarak bize gönderin.

EurasiaDiary © İçeriğin yayınlanması için hiperlink kullanılmalı.

Bizi takip edin:
Twitter: @EurasiaTurk
Facebook: EurasiaTurkiye


Загрузка...