‘Hindistan Irkçı Siyasetinde Geri Adım Atmazsa Kanlı bir İç Savaşın Merkezi olur’ - Prof. Dr. Selin Şenocak | Eurasia Diary - ednews.net

4 Nisan, Cumartesi


‘Hindistan Irkçı Siyasetinde Geri Adım Atmazsa Kanlı bir İç Savaşın Merkezi olur’ - Prof. Dr. Selin Şenocak

Röportaj A- A A+

Diplomatik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Prof. Dr. Naciye Selin Şenocak, Hindistan'ın İslam karşıtı "Vatandaşlık Yasası" ve Müslüman katliamına dönüşen protestolarla ilgili EDNews'un sorularını yanıtladı.

- Dünyada en çok Müslüman nüfusa sahip ikinci ülke olan Hindistan'da, 200 milyon Müslüman'ı ikinci sınıf vatandaş haline getirmek ve birçoğunu vatansız bırakmak için atılan bu adımın nedeni nedir?

Hindistan’da yaşanan Evrensel İnsan Haklarını ihlal eden siyasi baskı ve katliamlar, Pakistan Devlet Başbakanı İmran Han’ın da altını çizdiği gibi mevcut hükümetin Nazilerden esinlenen RSS ideolojisine benzer şekilde siyaset izlemesinden kaynaklanıyor ve bu durum Hindistan’da saatli bir bomba gibi geri dönüşü olmayan çok büyük kanlı bir iç savaşa sürükler. 2014 yılından bu yana iktidarda bulunan ve geçen yıl yapılan seçimlerde oylarını artıran Narendra Modi başbakanlığındaki BJP hükümeti yıllardır Müslümanlara karşı ayrımcı politikaları izlemekte. 2017 verilerine göre 1.3 milyar nüfusu ile dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi Hindistan'da, toplumun 14.2% oranıyla en kalabalık ikinci nüfusunu oluşturan yaklaşık 200 milyon Müslüman baskı ve şiddete maruz kalıyor.

İktidardaki Hindu milliyetçisi BJP hükümeti, yasayla "dini baskıdan kaçanlara" yasal statü verilmesinin amaçlandığını, Müslümanların sözü geçen ülkelerde dini azınlık olmadığını ve bu sebeple Hindistan'ın korumasına ihtiyaçları bulunmadığını, bu nedenle yasaya dahil edilmediklerini söylüyor. Bu karar Birleşmiş Milletlerin de belirtiği gibi ‘Evrensel İnsan Hakları Kanuna aykırı’ ve "Hindistan'ın laik anayasasını ihlal eden" bir karardır buradaki tek amaç "Müslümanları dışlamaktır". Dünyanın ikinci en büyük Müslüman nüfusuna sahip olan Hindistan’da Müslüman toplumunun, Narendra Modi hükümetinin politikalarına dair endişelerini artıran tek uygulama bu değil. 

Asıl Mesele Cammu Keşmir!

Keşmir’in yüzde 45’i Hindistan’ın, yüzde 35’i Pakistan’ın kontrolünde ve bölgenin yüzde 20’sine ise Çin hâkim bulunuyor. Hindistan ele geçirdiği bölgeleri “Cammu Keşmir” eyaleti adında kendine bağladı. Cammu Keşmir, şu anda Hindistan’da Müslüman nüfusun çoğunlukta bulunduğu tek eyalet durumunda. Pakistan ise kendi kontrolündeki Keşmir’e “Azad Keşmir (Bağımsız Keşmir)” ve “Gilgit Baltistan” olarak iki özerk bölge statüsü verdi. Hindistan Anayasası'nın 370. maddesi ile Müslümanların çoğunlukta olduğu eyaletin özerkliği garanti altına alınmıştı. Fakat 2019'da Modi liderliğindeki BJP hükümetinin 370. maddeyi iptal etmesi toplumsal gerilimi artıran ve fitili ateşleyen etken oldu.

Son BJP seçimlerde desteğinin artmasından da kuvvet alan mevcut hükümet birkaç ay içinde bu maddeyi kaldırdı, Keşmir vadisi kapatıldı, Hint ordusunun denetimine alındı, aylarca medya ve haberleşme alanında karartma uygulandı. 370. maddenin iptali ile hükümetin, diğer bölgelerden buraya göçecek -Müslüman olmayan nüfusa- yerleşim ve toprak satın alma hakkı tanımak suretiyle bölgedeki demografik yapıyı değiştirmeyi hedeflediği öne sürülüyor. Bu durum gerek Birleşmiş Milletler gerekse Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşları tarafından tepkiye neden olsa da Hindistan izlediği ırkçı siyasetten taviz vermiyor.

- Neden uluslararası örgütler, insan hakları kuruluşları, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Müslüman ülkeler daha bir insanlık faciasının yaşanmasına seyirci kalıyor, neden Müslüman katliamına engel olmuyor?

Dünya’daki çatışma bölgelerine baktığımız zaman İngiltere’nin mirası olduğunu açıkça görebiliriz. 1947 yılında İngiltere Hindistan’dan çekilirken, prenslik şeklinde yönetilen Keşmir’i Hindistan ya da Pakistan ile birleşme konusunda serbest bıraktı. Aynı tarihlerde Filistin ve İsrael arasında çatışmalarda çözümsüzlük ortamını kurdu, Myammar’dan da çekilirken o bölgeleri etnik bir çatışma bölgelerine dönüştürdü ve en son Arakan’da binlerce Müslüman’ın katledilmesi işte tüm bu siyasetin eseridir. 1990 Irak Savaş’ından bugüne kadar Dünya’da 4 milyondan fazla Müslüman öldürüldü. 11 Eylül olaylarıyla Dünya’da İslamofobia meşru hale getirildi, İslamiyeti kullanarak terör örgütleri kuran ve Dünya’nın başına bela eden Müslümanlar değil Müslümanları yok etmeye çalışan, mezhep çatışmalarını körükleyen ve Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren Batılı ülkeler ve ABD olduğu ortadır.

Birleşmiş Milletler’in hiçbir yaptırım gücü olmayan kukla bir kurum olduğu da ortadır!

Dünya’daki hiçbir savaş ve çatışma karşısında yaptırım gücü olmamıştır, Karabağ meselesinde olduğu gibi. Dünya’yı 5 ülke yani BM Güvenlik Konseyi yönetiyor. Bu ülkelerin arasında hiçbir Müslüman ülkesi yok. Bu durum değişmedikçe Müslümanlar daima baskı altında kalan ve zulüm gören topluluk olarak kalacaktır. İslam İşbirliği Teşkilatına gelince zaten kurucu ülke, izlediği siyaset ve yaşam tarzıyla İslamiyetle hiçbir alakası olmayan İngiliz ve ABD’nin emrinde olan eli kanlı Suudi Arabistan olunca elbette Müslümanlar arasında birlik beraberlik olamaz. İslamiyet’e en büyük kötülüğü İslamiyet’in özünü çarpıtan Vahhabi Mezhebi yapıyor. İslam İşbirliği Teşkilatı sadece kültürel sosyal işbirliği yapan hiçbir siyasi yaptırımı olmayan bir Teşkilattır. İslamiyet’in ciddi bir temsil sorunu var Müslüman Dünyası biran önce yeni meşru uluslararası yaptırımı olacak bir çatı altında toplanıp kendi çıkarlarını koruma altına almalıdır. Pew Araştırma kurumuna göre 2050 yılında Müslüman sayısı iki katına çıkarak nüfus itibariyle Dünya’nın en büyük dini olacak ve Hindistan, Endonezya’nın yerini alarak Dünya’nın en büyük Müslüman ülkesi olacak.

Dünya’da Müslümanların katledilmesi ve baskı altında tutulmasının en büyük nedeni de artan ve büyüyen Müslüman nüfusudur. Hindistan’daki etnik soykırım ve ırkçılığın nedeni de yükselen Müslüman nüfusu ve Hinduların gücünün azalacak olmasıdır. Mevcut hükümet, Dünya’da önemli bir ekonomik güç olan Hindistan’ın geleceğini refahını ve ülkenin istikrarını korumak istiyorsa çok acil aldığı kararlardan geri adım atmalıdır. Yoksa Ortadoğu’dan beter yıllarca sürecek ve ülkenin ekonomisini çöküşe getirecek kanlı bir iç savaşın merkezi haline gelir.

 

Röportaj yapan: Tebriz Abbasov

EDNews

Metinde hata varsa, onu not alıp Ctrl + Enter tuşuna basarak bize gönderin.

EurasiaDiary © İçeriğin yayınlanması için hiperlink kullanılmalı.

Bizi takip edin:
Twitter: @EurasiaTurk
Facebook: EurasiaTurkiye


Загрузка...