Hindistan’ın yeni dış politika stratejisi ve Keşmir krizi | Eurasia Diary - ednews.net

18 Ekim, Cuma


Hindistan’ın yeni dış politika stratejisi ve Keşmir krizi

Hindistan gelişme sinyalleri veren ABD-Pakistan ilişkilerine karşı bir 'kervana katılma' stratejisi yerine, özellikle Keşmir bağlamında askeri gücünü kullanarak dengeleme siyaseti izliyor.

Uzman görüşü A- A A+

Pakistan Başbakanı İmran Han’ın 21-24 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirdiği ABD ziyareti, siyasi ilişkilerdeki dengeleri sarsma kapasitesiyle ilgili olarak sadece Güney Asya siyaseti açısından değil, küresel siyasetin gidişatı açısından da bir dönüm noktasına karşılık geldiğine dair dış politik tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Öyle ki Pakistan son dönemlerde ABD’den uzaklaşarak Çin’le stratejik ortaklık kurma yoluna gitmiş ve Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru gibi girişimlerde önemli roller üstlenerek ABD karşıtı gelişmekte olan ittifak ilişkilerinin kurumsallaşması yolunda kritik aktörlerden biri olarak ortaya çıkmıştı.

ABD-Pakistan ilişkilerinin onarılma çabaları, en büyük rahatsızlığı uzun bir süredir özellikle Hint-Pasifik bölgesinde ABD ile ortak stratejiler geliştiren Hindistan’a veriyor.

İmran Han’ın ziyaretinden önce ise Pakistan tarafı, öncelikle ziyaretin temel amacının ABD’yle olan ilişkilere “reset atmak” olduğunun altını çizdi. Ziyareti takip eden günlerde ABD’nin Pakistan’a mali yardımı ve F-16 savaş uçakları için teknik desteğini yeniden onaylamasına karşılık, Pakistan’ın Afganistan’dan terörle mücadeleye ABD’nin önceliklerine destek verici bir pozisyon alması, iki ülke arası ilişkilerin Çin’den Hindistan’a birçok aktörü rahatsız edecek şekilde yeniden kurulduğunun sinyallerini veriyor.

ABD-Pakistan ilişkilerinin onarılma çabaları, kuşkusuz en büyük rahatsızlığı uzun bir süredir özellikle de Hint-Pasifik bölgesinde ABD ile ortak stratejiler geliştiren Hindistan’a veriyor. Hindistan, Obama döneminde ABD’nin Çin’i yeniden dengeleme stratejisi kapsamında en önemli müttefiki olmuşken, Trump döneminde yine Çin’e karşı geliştirilen ABD, Hindistan, Japonya ve Avustralya ittifakının (Quad) paydaşlarından biri olmayı kabul etti. Hindistan, ortaya çıkan kurumsal bağımlılığını azaltmak için de Çin’le “Wuhan ruhunu” geliştirerek ya da Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üye olarak “stratejik özerklik” yaklaşımı kapsamında ABD’ye karşı bir dengeleme stratejisi takip etti. Ancak hangi platformda olursa olsun Hindu milliyetçisi Modi yönetimi, iktidardaki ilk yılları hariç Pakistan ile ilişkileri geliştirilebilecek bir yumuşama stratejisine karşı durdu. Hindistan son günlerde gelişme sinyalleri veren ABD-Pakistan ilişkilerine karşı da, bir kervana katılma (bandwagoning) stratejisi yerine, özellikle Keşmir bağlamında askeri gücünü kullanarak devletin kapasitesini artırma yoluyla bir iç dengeleme stratejisi izlemekte.

ABD Başkanı Trump’ın Pakistan ve Hindistan arasında özellikle de Keşmir konusunda arabuluculuk yapabileceğini açıklaması, Hindistan siyasetinde doğurduğu kriz nedeniyle dengeleri alt üst etti.

Dengelemenin merkezi Keşmir

İmran Han’ın ABD ziyareti kapsamında Başkan Trump ile yaptığı görüşmeler sonrası, Trump’ın Pakistan ve Hindistan arasında özellikle de Keşmir konusunda arabuluculuk yapabileceğini açıklaması, Pakistan tarafının arzu ettiği bir açıklama olmasına mukabil Hindistan siyasetinde doğurduğu kriz hasebiyle dengeleri alt üst etti. Üstelik Trump, arabuluculuk talebinin ilk olarak Hindistan Başbakanı Modi’den geldiğini ifade ederek Hindistan muhalefetinin Modi üzerinde büyük bir baskı kampanyası başlatmasına sebep oldu. Muhalefet, Modi’den derhal bir açıklama talep etti, Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, Modi’nin böyle bir talepte bulunmuş olduğunu reddetti.

ABD’nin Pakistan’a yönelik askıya aldığı yardımları yeniden onaylaması ve F-16’lar için teknik destek sağlanmasının kararlaştırılması ise Keşmir bölgesinde yer alan Kontrol Hattı’nda çatışmaların başlamasına sebep oldu. Sınır ötesi çatışmalarda bir Pakistanlı kadın sivil hayatını kaybederken yedi sivil ise yaralandı. 31 Temmuz’da sınır çatışmaları iyice arttı, hem Hindistanlı hem de Pakistanlı pek çok asker ve sivil hayatını kaybetti. Ağustos’un ilk günlerinde ise Keşmir gerilimi zirve yaparak bir taraftan Pakistan ordusu sivilleri korumak adına her türlü önlemin alınacağını açıklarken, Hindistan ordusu ise Pakistan’ı Keşmir’deki militan gruplara destek vermekle suçladı. Ayrıca Hindistan önce 10 bin, daha sonra da 8 bin kişilik askeri bölgeye sevk ederek bölgeyi tamamen kontrol altına almak istedi. Askeri önlemlerin yanında, sokağa çıkma yasağı konulması, telefon ve internet erişiminin kısıtlanması ve de önde gelen kanaat önderlerinin ev hapsine alınması gibi uygulamalar gerilimi iyice artırdı.

Keşmir’deki şiddetin gerek sınır bölgesinde gerek vatandaşları etkileyecek şekilde yeniden tırmanması üzerine bir taraftan BM Genel Sekreterliği olayların kontrol altına alınması çağrısında bulundu, bir taraftan da İmran Han yeniden ABD Başkanı Trump’a duruma müdahale etmesi ve arabuluculuk yapma çağrısında bulundu. Ancak Keşmir meselesinin bu sefer tartışılan en önemli gündemi, Modi yönetiminin Hindistan anayasası ve uluslararası hukuka aykırı bir biçimde Keşmir’in statüsüyle ilgili bir değişiklik gerçekleştirmek istemesi oldu. Keşmir bölgesinin özerkliği ve burada ikamet eden vatandaşların sahip olduğu belli ayrıcalıkları düzenleyen Hindistan anayasasının 370 ve 35a maddeleri, modern Hindistan tarihi boyunca tartışma konusu olmuştu. Nitekim Hindu milliyetçisi Modi yönetimi uzun bir süredir söz konusu anayasa maddelerinin değiştirilmesiyle ilgili kampanya yürütmekteydi. Bu açıdan Keşmir meselesiyle ilgili olarak hem iç siyasette kendisine yöneltilen baskıya karşılık verebilmek hem de ABD-Pakistan arasında ortaya çıkan yeni yakınlaşma trendine darbe vurabilmek amacıyla Keşmir’le ilgili maddelerin değişikliğine dair bir önerge parlamentoya sunuldu. Modi'nin lideri olduğu Hindistan Halk Partisi (BJP), yapılan statü değişikliğiyle Keşmir bölgesinde kalkınmanın önünün açılacağını iddia etse de, artık ayrı bir anayasaya ve muhtelif imtiyazlara sahip olma hakkını yitirecek olan Keşmirliler, özellikle de bölgede ikamet etmeyenlere mülk satın alabilme yolunun açılmasıyla kontrolün kaybedileceğini düşünüyorlar.

ABD’nin yeni Afganistan stratejisi

ABD ve Pakistan arasındaki yakınlaşmanın en önemli sebeplerinden bir diğeri şüphesiz ABD’nin yakın gelecekte planladığı Afganistan stratejisindeki değişimle ilgili. 2020’de yapılacak başkanlık seçimleri öncesinde Trump için Afganistan siyasetinin oldukça kritik olduğu biliniyor. Buradaki hedefin ise “Sonsuz Savaşa Son Vermek” sloganıyla ABD askerlerinin geri çekilerek Afgan barışının sağlandığı imajı olduğu kabul ediliyor. Bu açıdan ülkedeki ABD askeri varlığının Afganistan’ın geleceğinin inşasında belirleyici olmayabileceği ve ABD ulusal güvenliği için daha büyük tehditlere yönelmek gerektiği savunuluyor. Dolayısıyla ABD uzun bir süre önce Afganistan güvenliğini sağlamak kadar, Afgan barış sürecine de liderlik yapma kararı aldı. Afgan Talibanı üzerinde büyük bir etki kapasitesine sahip olan Pakistan’ın desteği alınarak sürece dahil edilmesi ise büyük önem arz etmekteydi. Nitekim İmran Han’ın ABD ziyaretinde en çok öne çıkan konulardan biri de Pakistan’ın Taliban’ı anlaşmaya teşvik etmesiyle ilgili oldu. İmran Han daha Washington’dayken barış sürecinin ilerlemesi için her türlü adımın atılacağını açıkladı, Taliban yetkilileri de İmran Han’la görüşeceklerini dile getirdiler.

ABD’nin Afganistan bağlamında Pakistan’la ilişkilerini ilerletmesi, Hindistan için yine bir rahatsızlık kaynağı oldu. ABD, Hindistan’ın Hint-Pasifik stratejisi kapsamında Çin karşıtı ittifak ilişkilerindeki rolünü artırmasını isterken, Modi yönetiminin en fazla altını çizdiği konu, Hindistan’ın Orta Asya merkezli Avrasya stratejisini ihmal edemeyeceğiydi. Bu bölgedeki ülkelerle yoğun ticari ve stratejik ilişkilere sahip olan Hindistan için, su yolu açısından İran (Çabahar Limanı) ve transit geçiş açısından ise Afganistan oldukça stratejik bir öneme sahip. ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımlarla ilgili olarak her ne kadar belli bir esnekliğe sahip olsa da önemli derecede yara alan Hindistan için, Afganistan’da da etkisi artan bir Pakistan büyük bir soruna karşılık gelecek. Yine bugüne kadar Hindistan ve Afganistan gibi müttefiklerinden yükselen şikayetlere kulak veren ABD, Pakistan’dan en fazla Ceyşu'l Muhammed ve Leşker-i Tayyibe gibi örgütleri ülkesinde barındırmaya son vermesini istedi. Bu açıdan ABD’nin, kendi topraklarındaki silahlı gruplar konusunda adım atmamakla eleştirilen Pakistan’a yaklaşarak bir bakıma ödüllendirmesi, Modi yönetimi ve Afganistanlı müttefikleri tarafından kafa karıştırıcı bir mesaj olarak algılandı. Özellikle de muhtemel bir Afgan barışı sonrası kapasitesi ve ağırlık merkezini Keşmir’e kaydırabilecek bir Pakistan ihtimali Modi yönetimini fazlasıyla korkutuyor. Bu durum tersi yönde de geçerli. Nitekim Keşmir’de şiddeti artıran Modi yönetimine karşı Pakistan, Afgan barışının Keşmir’deki durumdan bağımsız olmadığını belirterek Hindistan'ın agresif siyasetinin Afgan barışı sürecini olumsuz etkileyeceğini ima etti. Bu da Modi yönetimine, Afganistan’da kurulan oyuna etki edebilmek adına Keşmir kartının önemini gösteriyor.

Pakistan için eksen kayması mı?

İmran Han’ın ABD ziyareti sonrasında ortaya çıkan belki de en kritik tartışma, ABD ile ilişkileri onaran Pakistan’ın bir süredir yakınlaştığı Çin’e karşı nasıl bir tutum takınacağı konusunda yapıldı. Nitekim çok sayıda Batılı yorumcu, ABD-Pakistan yakınlaşması sonrasında Çin’in “Yeni İpek Yolu” projesinin öldüğünü öne sürdü. Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru ile söz konusu girişimin can damarı konumunda olan Pakistan’ın ABD saflarına kayması, Çin’e büyük bir darbe olarak yorumlandı. Buradaki en önemli sebebin ise Çin’in ülkeye yapmış olduğu yatırımların ülke ekonomisinden ziyade, Gwadar Limanı örneğinde olduğu gibi sadece kendi çıkarlarına hizmet eden projelerde kullanılması olduğu iddia ediliyor. Bu açıdan, dış politikada ABD’ye doğru bir eksen kaymasının başta askeri elitler olmak üzere ülkedeki siyaset ve iş dünyası seçkinlerince desteklendiği savunuluyor. Böylece daha iyi vaatlerde bulunan Pax Americana’nın Pakistan’ın Pax Sinica’ya olan inancını yok ettiği de dile getiriliyor.

Pakistan’ın Çin’le stratejik ilişkisine son verdiği iddiaları şüphesiz en fazla Hindistan tarafından desteklendi. Öyle ki Ceyşu'l Muhammed’in lideri Mesud Ezher’in uluslararası bir terörist ilan edilene kadar, kararı veto eden hep Çin olmuştu. Yine Hindistan’ın Nükleer Tedarikçiler Grubu’na üyeliğini veto eden de hep Çin’di. Çin’in Hindistan’la sınır çatışmalarının yanında, Pakistan’a desteği hep Hindistan’ın aleyhine gelişti. Bu açıdan Hindistan, ABD-Pakistan arası yakınlaşma siyasetinde kervana katılarak daha fazla kazanım elde edebilecekken, dengeleme stratejisiyle Pakistan’ın bölgesel kazanımlarını sabote etmeyi daha rasyonel görmüştür. Ancak burada Pakistan için bir eksen kaymasından söz etmek için oldukça erken görünüyor.

Pakistan, ABD ile yakınlaşma esnasında bile Çin’i dengeleyecek girişimlerde bulunmaktan kaçınmadı. Örneğin ABD’nin Pakistan’a yeniden maddi ve teknik destek vereceğinin açıklandığı gün, Çin’in isteğiyle ülkede “CPEC İdaresi” kuruldu. Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru girişimini tek elden yönetecek olan idarenin, ekim ayı öncesinde yapılacak koordinasyon toplantısından önce kurulması oldukça önemli görülüyor. Yine İmran Han’ın ABD ile yakınlaşma sürecinde iki defa Türkiye ve Malezyalı yetkililerle görüşmesi, Katar turu ve Körfez diplomasisi de sürecin diğer aktörlerden kopuk bir şekilde yönetilmediğini ortaya koyuyor. Dolayısıyla küresel siyasette ilişkilere yön verecek baskın norm ve stratejilerin eksikliği, aktörlerin kolay davranışın arkasında kümelenmelerinden ziyade, dengeleme gibi kendilerine maliyet doğurabilecek davranışları tercih edebileceklerini gösteriyor.

 

Hayati Ünlü

Anadolu Ajansı

Eurasia Diary

Metinde hata varsa, onu not alıp Ctrl + Enter tuşuna basarak bize gönderin.

EurasiaDiary © İçeriğin yayınlanması için hiperlink kullanılmalı.

Bizi takip edin:
Twitter: @EurasiaTurk
Facebook: EurasiaTurkiye


Загрузка...