Denizcilik ve Fransız İhtilali - Gökhan Güler | Eurasia Diary - ednews.net

17 Şubat, Pazartesi


Denizcilik ve Fransız İhtilali - Gökhan Güler

Uzman görüşü A- A A+

Akdeniz Stratejik Araştırmalar Merkezi Genel Sekreteri, Kıbrıs Türk Basın Konseyi yönetim kurulu üyesi, siyasi uzman, gazeteci ve Eurasia Diary'nin KKTC temsilcisi Gökhan Güler, Denizcilik ve Fransız İhtilali konusunu yorumladı.

Denizcilik deyip hemen geçmemek gerek! Denizler ve denizcilik geçmişten günümüze tarihte çok büyük bir öneme sahip olmuş, bu bağlamda dünyada yaşanan birçok değişim ve dönüşümlerinde tetikleyicisi olmuştur.

Ünlü Türk Amirali Barbaros Hayreddin Paşa “Denizlere hâkim olan cihana hâkim olur” demiştir. Tarih boyunca denizlere ve ticaret güzergâhlarına hâkim olmak isteyen (bölgesel aktör) ülkelerin ilk hedefi Akdeniz'de hâkimiyet kurabilme mücadelesi oluşturmuştur.

Akdeniz'de hâkimiyet kurabilmek için, MÖ 264-146 yılları arasında Kartacalılar ile Romalılar Pön Savaşlarını, MÖ 431-404 yılları arasında ise Atina ile Sparta’lılar, Peleponnes Savaşları’nı yapmışlardır…

Bu bağlamda tarih boyunca dünyadaki birçok önemli değişim ve dönüşümün denizcilik sayesinde yaşanmış olduğu gerçeğini kimse göz ardı etmemelidir!

Bakınız, herkes Fransız İhtilali’nin hangi tarihte olduğunu ve sonrasında neler yaşandığını kabaca bilir de hangi süreçlerin neticesinde meydana geldiğini pek bilmez! Aslında işin en önemli kısmı burada gizlidir! Hiç düşündünüz mü acaba neden Alman, İtalyan, İspanyol, İngiliz değil de Fransız İhtilali olmuştur? Fransız İhtilalini tetikleyen, meydana gelen değişim ve dönüşümün nedeni nedir?

Rönesans ile birlikte karanlık Orta Çağ’dan, dini, skolâstik düşüncenin etkisinden sıyrılmaya başlayan sanatçılar ve özellikle de bilim insanları o dönemden başlayarak insanlık açısından son derece önemli değişim, dönüşüm ve buluşların gerçekleştirmesini sağlayabilmişlerdir...  

Bu süreçte İtalyan denizcilerden farklı olarak Fransız denizciler dünyaya açılarak hem ticaret yapıp hem de sömürgecilik sistemini oluşturarak zenginleşmeye başlamışlardır.

İtalyan denizciler Rönesans döneminde Kudüs’e yolcu taşıyarak zenginleşmişlerdi. Fransız denizciler de uzun yol kat edebilen gemileri sayesinde gerek ticaret yaparak gerekse geri kalmış keşfedilmemiş bakir yerleri bulup sömürerek kısa zaman içerisinde zenginleşmişlerdir.

Zenginleşmeye başlayan Fransızlar kendilerini sanata, okumaya ve araştırmaya vermişlerdir. Bu dönemde özgürlük ve bağımsızlık en çok ilgilerini çeken konuların başında gelmiştir. 
Jean-Jacques Rousseau, Fransız İhtilalini en çok etkileyen kişi olmuştur. Rousseau dışına ünlü filozoflardan Platon, Sokrates ve Aristotales’in de fikirleri ile Fransız halkını önemli ölçüde etkilemiş olduğunun altını çizmek gerekir.   
Sonuç itibarı ile denizcilik sayesinde İtalya’da zenginleşen halk Rönesans’ı, Fransa’da zenginleşen halk ise Fransız İhtilalinin meydana gelmesini sağlamıştır.
 
Denizciliğin Rum ve Yunan Toplumuna Etkisi
 
Osmanlı içersinde azınlık statüsünde bulunan Rum ve Yunan toplumu nasıl devlet sahibi oldu? Rum ve Yunan toplumunun devlet sahibi olmalarının altındaki en önemli etken de denizcilik faaliyetleridir.
Günümüzde dünyada en büyük deniz işletmelerinden üçüncüsü Rum ve Yunan toplumudur! Bu nasıl mı oldu?  Gelin hep birlikte bu konuya kısaca bakalım…
İtalya ve Fransa’daki denizcilerin kısa zamanda zenginleşmeleri ve bulundukları coğrafyada önemli sosyal değişimleri tetiklemeleri öyle anlaşılıyor ki Rum ve Yunan toplumunun da dikkatlerinden kaçmamıştır.
Rum ve Yunan denizciler Osmanlı içerisinde aynen İtalyan ve Fransız denizciler gibi yıllarca deniz aşırı ticaret yaparak zenginliklerine zenginlik katmışlardır. Öyle ki Rusların, Osmanlı içersindeki Ortodoksların hamisi olması ile birlikte bu sürecin zirve yaptığını söylersek yanlış olmaz.
Bu duruma kısaca bir açıklama getirmek gerekiyor. Deniz aşırı ticaret yapan Rum ve Yunan denizciler İtalyan ve Fransız denizcilerden ayıran çok önemli bir imtiyazları söz konusu olmuştur.
Şöyle ki, Rum ve Yunan denizciler dönemim ilk çifte pasaport kullanma imtiyazına sahip olmuşlardı. Rum ve Yunan gemileri Osmanlının etkisinde ve iyi ilişkileri bulunan bölgelere gittiklerinde Osmanlı Bayrağını, Hıristiyanların etkin oldukları bölgelere gittiklerinde ise Rusların, Ortodoks kimliklerine uygun Bayrakları kullanmışlardır.
 
 
Bu sürecin sonucunda zenginleşen Rum ve Yunan şair, yazar ve sanatçılar Megali İdea, yani Büyük Fikir anlayışını ileri sürerek Yunanistan’ın bağımsızlık mücadelesini başlatmışlardır.  
Büyük Fikir” anlamına gelen Megali İdea, Yunanlı şair ve ulusal kahramanlarından Rigas Ferreros tarafından ilk kez 1791’de bir harita olarak ortaya konulmuş, bu haritada Yunanistan’ın bağımsızlığı ve ardından sahip olması gereken yerler çizilmiştir. 
Batı Anadolu, Batı-Doğu Trakya, Ege Adaları, Girit, Rodos, Kıbrıs, hatta İstanbul Yunan toprakları olarak gösterilmiş ve tüm bu bölgeler alınması gereken yerler olarak ifade edilmiştir.  Bu haritada ayrıca Yunanca konuşulan tüm yerlerin Büyük Bir Helen Cumhuriyeti çatısı altına alınması da öngörülmüştür… Yunanistan’ın 1830 yılında bağımsızlığı ile başlayan bu süreçle birlikte Yunanistan Osmanlı toprakları aleyhine genişlemesini sürdürmüş, Rumca konuşan ve bu haritada belirtilmiş bazı yerleri almayı başarmıştır.  Kıbrıslı Rum sosyolog Kyriacos Markides Yunan Megali ideasını tanımlarken; tüm Yunanlıların Bizans İmparatorluğunun yeninden canlandırılacağı ve tüm Yunan topraklarının bir kez daha büyük Yunanistan bayrağı altında birleşeceği hayali olarak tanımlar ve bu Panhellenik ideolojiyi İstanbul’un Türkler tarafından fethine kadar götürür.  Ayrıca Markides’e göre Kıbrıslı Rumlar kültürel ve tarihsel olarak Yunan oldukların düşündükleri için Megali İdea geniş kitlelere hitap etmiştir.  
 
 
Keza, 1960’da Rumların Kıbrıs’ta bir devletin kurucu ortağı olması da yine yukarıda anlattığım süreçlerin neticesinde söz konusu olmuştur.
Meselenin özüne dönecek olursak, denizcilik faaliyetleri ile zenginleşen denizciler dünyada önemli değişim ve dönüşümlere neden olmuşlardır.
Günümüzde Türkiye’ye Doğu Akdeniz’de, Libya’da ne işin var diye soranların bu anlattıklarım konusunda neler düşündüklerini çok merak ediyorum? Binlerce kilometre öteden gelen küresel ölçekteki aktörler gelip burnumuzun dibindeki bize ait deniz yetki alanlarını oldubittilerle gasp etme girişimleri karşısında acaba ne yapmamız bekleniyor?
Türkiye ile KKTC uzun yıllardır uluslararası hukuk zemininde sağduyulu ve akılcı bir biçimde hak hukuk ve menfaatlerini korumaya yönelik olarak mücadele vermektedirler. Bunun aksinin olması beklenebilir mi?

11. yüzyılda yapılan askeri seferlerde Avrupa, Doğu medeniyetini ilk defa tanımış ve birçok şey öğrenmiştir. Endülüs Emeviler’i döneminde medeniyet Avrupa’yı etkisi altına almaya başlamıştır. Bu dönemde İslami âlimlerinin, bilim alanındaki birçok eseri çevrilmiş ve Avrupa’da bilimsel ve sosyal alanda köklü bir gelişim sağlanmıştır. Yeri gelmişken özellikle ifade etmek isterim ki madde kavramı Endülüs âlimlerinden öğrenilmiştir. Madde üzerine Nobel ödülü alan batılı bilim insanları bunu Endülüs âlimlerinin yazmış olduğu kitaplara borçlu olduklarını açık yüreklilikle birçok defa ifade etmişlerdir.

Rönesans’ın ilk defa İtalya’da başlamasında Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet’in büyük payı olduğu söylenir. Şöyle ki İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet, isteyen bilim adamlarının Avrupa’nın herhangi bir ülkesine gitmelerine izin vermiştir. Bunun üzerine İtalya’ya giden birçok bilim adamı, Antik Yunan ve Helenistik Çağa ait birçok eseri tercüme etmiş ve böylece aydınlanmanın başlamasına bu şekilde katkı koydukları belirtilmektedir.

Doğu ülkeleriyle çok sık ticaret yapan İtalyan gemiciler, bu ülkelerdeki zenginlik, refah, adalet ve nizam unsurlarını öğrenerek bu kavramaları ülkelerine kazandırmaları Rönesans Dönemi’nin başlamasına katkıda bulunmuştur. Pusulanın keşfi ile Coğrafi Keşifler için en önemli adımlar atılmıştır.  

Bu bağlamda yeri gelmişken ifade etmek gerekir ki Endülüs Tarihi bilinmeden Avrupa Tarihi’ni yazmak mümkün değildir. Avrupa, birlikte yaşamayı ötekine tahammül etmeyi Endülüs Tecrübesi ile tanımıştır. Pagan’ın, Berberi’nin, Vizigot’un, Kastilyalı’nın, Yahudi ve Hıristiyan’ın, kısacası her dilden, renkten, ırktan ve kimlikten insanın kendisine yer bulduğu bir iklim ve mekân olmuştur Endülüs.

Müslümanlar İspanya'yı fethettikten sonra Endülüs Emevi Devleti'nin merkezi Kurtuba, Avrupa'nın en zengin kültür merkezi oldu ve 400 bin el yazma eser içeren kütüphanesiyle birçok öğrenci ve bilginin uğrak yeri haline geldi. İspanya'da Müslümanların hâkimiyeti 781 yıl devam etti

Abbasilerin, Emevî hanedanına son vermesiyle Emevî sülalesinden gelen Hîşam'ın torunu 1.Abdurrahman; İspanya'ya giderek burada 756 yılında Endülüs Emevî Devleti'ni kurdu. Zamanla İber yarımadasında ise tam bir İslam egemenliği kuruldu. Gırnata Emirliği veya Ben-i Ahmer Devleti (Kızıloğulları Devleti) 1232 yılında kuruldu.

Müslümanlar İspanya'yı fethettikten sonra Endülüs Emevi Devleti'nin merkezi Kurtuba, Avrupa'nın en zengin kültür merkezi oldu ve 400 bin el yazma eser içeren kütüphanesiyle bir çok öğrenci ve bilginin uğrak yeri haline geldi. İspanya'da Müslümanların hakimiyeti 781 yıl devam etti. Bu süre içerisinde Emevi hükümdarlarının kurdukları yönetim altında Yahudiler ve Hıristiyanlar barış içinde yaşadılar ve dinleriyle adetlerini rahatlıkla icra edebildiler.

Fakat Avrupa, kendi sınırlarında vücût bulmuş Endülüs Tecrübesine gözlerini kapatmayı ve onu yok saymayı tercih etmiştir. Edebiyat eleştirmeni Harold Bloom’un da belirttiği gibi bugün Avrupa’daki çok kültürlülük meselesi olsa olsa Kurtûba ve Gırnata’nın bir karikatürü mesafesinde kalmış bulunmaktadır.

Modern çalışmalar, Endülüs’ün başta İspanya olmak üzere Hıristiyan Avrupa’yı sosyo-kültürel ve ilmî olarak etkilediğini göstermektedir. İlmî çevrelerde, Avrupa’da ortaya çıkan Rönesans ve Reform hareketlerinin Endülüs ilim ve fikir dünyasından etkilendiği büyük oranda kabul görmektedir.

Avrupa Rönesans’ı, ticareti ve bilimi 15 v3 16 yüzyılda belli bir noktaya kadar Endülüs’e borçludur. İspanya'daki Endülüs Emevi Devleti, Avrupalı gezginler ve ticaret adamlarının aracılığı ile İslam Medeniyeti tanınmış, birçok icat, bilgi Avrupa'ya taşınmıştır. Endülüs Emevi Devleti'nde II. Hakem zamanında kurulan, Kurtuba medresesinin ilim ve fikir dünyasında önemli bir yeri vardı.

Bakınız bu bağlamda somut bir örnek vermek gerekirse, Nobel ödüllü Fransız Fizikçi Pierre Curie “Endülüs'ten bize otuz kitap kaldı. Atomu parçalayabildik. Eğer yakılan bir milyon kitabın yarısı kalmış olsaydı, çoktan uzayda galaksiler arasında geziyorduk” diyerek bu gerçeğe işaret etmiştir. Bir bağlamda Avrupa, Endülüs’ün mirasından faydalanarak bilimin kapılarını aralayabilmiştir…

Gökhan Güler

[email protected]

Eurasia Diary

Metinde hata varsa, onu not alıp Ctrl + Enter tuşuna basarak bize gönderin.

EurasiaDiary © İçeriğin yayınlanması için hiperlink kullanılmalı.

Bizi takip edin:
Twitter: @EurasiaTurk
Facebook: EurasiaTurkiye


Загрузка...