Vatan’ı Hakkıyla Savunamazsak Ne Olur? | Eurasia Diary - ednews.net

7 Nisan, Salı


Vatan’ı Hakkıyla Savunamazsak Ne Olur?

Analitik Merkez A- A A+

Akdeniz Stratejik Araştırmalar Merkezi Genel Sekreteri, Kıbrıs Türk Basın Konseyi yönetim kurulu üyesi, siyasi uzman, gazeteci ve Eurasia Diary'nin KKTC temsilcisi Gökhan Güler, “Vatan’ı Hakkıyla Savunamazsak Ne Olur?’’ başlıklı konuyu yorumladı.

Vatan neresidir? Vatan, bedel ödenerek, şehitler verilerek elde edilmiş üzerinde yaşadığımız sadece toprak parçası mıdır? 18. ve 19. yüzyılın başına kadar vatan dendiğinde sadece toprak parçası akla gelirdi! Peki, günümüzde de böyle mi?

Vatan kavramının güncellenerek geliştiğini görerek idrak etmemiz gerekiyor. Vatan, sahip olduğumuz toprak parçasıdır. Vatan, sahildar devletler için, karasuları, bitişik bölge, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge, deniz yetki alanları konusunda karadan/ya da denizden komşularla belirlenen/düzenlenen(Mavi Vatan) alanlardır! Vatan hava(Gök Vatan) sahalarımızdır!

Bakınız, Osmanlı Devleti’nin sınırları III. Murat döneminde (1595) 19.902.000 kilometrekareyi aşmıştır. Osmanlı Devleti'nin en geniş sınırlarına ulaştığı 1699 yılında, devletin yüzölçümünün, etki alanları ile birlikte 24 milyon kilometre kare'ye vardığı ifade edilmektedir. 

Şunu en doğru biçimde idrak ederek kavramalıyız ki devletler güvenliklerini toprak sınırlarından değil, bilakis etki alanlarının ulaştığı noktalardan başlayarak savunabilmek durumundadır!

Tarihte birçok Türk Devleti kurulmuş olsa da ortak kanı olarak Anadolu’nun merkez olarak görüldüğü anlayışı hâkimdir. Bu bağlamda günümüzde hangi Türk Devleti’ne giderseniz gidin halen ‘’iki devlet tek millet’’anlayışı hâkimdir. Bu anlayışı Kazak şair Mustafa Çokay şöyle ifade etmektedir; ‘’Her Türk’ün iki vatanı vardır; birincisi doğduğu topraklar, ikincisi Türkiye’dir(Anadolu). Vatanı bu anlamda bireysel ve bölgesel olarak korumak mümkün değildir!

Türk tarafı(Türkiye ve KKTC), gerek mevcut toprakları dâhilinde, gerek deniz yetki alanları dâhilinde, gerek hava sahaları dâhilinde ve gerekse etki alanları dâhilinde gerektiğince hakkını vererek vatanını savunmak görev ve sorumluluğu çerçevesinde uyanık bir biçimde hareket etmelidir!

Vatan savunmasında gerek masada, gerekse sahada verilecek bir zafiyet telafisi olmayan kayıpların yaşanmasına neden olabilir! Bu bakımdan vatan savunmasında ister sahada/cephede görev alsın, isterse masada/diplomasi alanında görev alsın her kim olursa olsun her daim uyanık olarak zafiyet oluşmasına müsaade etmeden canla başla mücadele etmelidir. Vatan savunması hata kaldırmaz!

Tek kutuplu Atlantik dünya düzeni temsilcileri (Batı: ABD ve AB devletleri) Ortadoğu ile Doğu Akdeniz’deki çıkar ve menfaatlerini koruyarak geliştirebilmek adına özellikle Rum yönetimi üzerinden uzun yıllardır bir takım girişim ve hamlelerde bulunmaktadırlar.

2000’lerin Başında ileri sürülen Sevilla haritasının Tek kutuplu Atlantik dünya düzeni temsilcileri tarafından gündeme getirilerek uygulamaya sokulmak istendiğini bilmemiz ve buna göre hareket etmemiz gerekmektedir!

Seville haritası hamlesi, Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de 189 bin kilometrekare olan Kıta Sahanlığını 41 bin kilometrekareye gerileterek 148 bin kilometrekare deniz alanımızı gasp edebilmeye yönelik bir girişimdir!

Seville haritası hamlesi, gerçekleşmiş olsa Antalya’dan kalkan bir gemi ister İstanbul’a isterse KKTC’ye gelecek olsa Yunanistan/Rum yönetimi/İsrail/Mısır’dan her gidiş ve gelişinde izin alıp harç ödemek durumunda olacaktı! Türkiye-Libya anlaşması bu kirli tezgah ve oyunları bozarak ortadan kalkmasına vesile olmuştur. Türkiye-Libya anlaşmasının bu anlamda sahiplenilerek savunulmaması düşünülemez!

Seville haritası hamlesi, KKTC’yi ve Kıbrıs Türklerini yok sayarak Rumların insafına bırakmak isteyen bir girişimdir!

KKTC’yi yeterince savunamaz zafiyet gösterirsek Allah korusun devletimizi, egemenliğimizi ve özgürlüğümüzü kaybetmekle karşı karşıya kalabiliriz. Doğu Akdeniz’deki haklarımızı yeterince savunamaz ve zafiyet gösterirsek çok ciddi kayıplar verme durumu yaşayabiliriz!

2000’lerin Başında Seville haritası ileri sürüldükten sonra ne oldu? Rumlar, Annan Planı’na hayır dedi ve bir hafta sonra da Avrupa Birliği üyeliğine jet hızı ile alındı!

Seville haritası hamlesi, sonrasında Suriye’de iç savaş çıkartılmış. Mısır’da darbeler yaşanmış, Libya’da yine iç savaş çıkartılmıştır. Türkiye’nin Güney’inde(Fırat’ın Doğu’sunda) terör koridoru, terör devleti kurma girişimleri defalarca söz konusu olmuştur. 

Türkiye, tüm bu girişimleri, Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı Harekâtları ile engellemeyi başarmıştır.

Seville haritası hamlesi, sonrasında Türkiye’ye karşı PKK’nın yan kolu olarak PYD/YPG ve İŞİD/DEAŞ desteklenerek terör olaylarına arka çıkılmıştır!

Seville haritası hamlesi, sonrasında Libya’da savaş baronu hafter ve milisleri desteklenmiştir!

Seville haritası hamlesi, sonrasında Türkiye’de fetö faaliyetlerinin artırması ve en sonunda da darbe girişiminde bulunması sağlanmıştır!

Türkiye, fetö darbe girişimi sonrasında cumhuriyet tarihinin en büyük ihanetleriyle yüzleşmek zorunda kalmıştır. Güvenlik zafiyetleri ile yüzleşilmiştir. Dost ve düşmanın kim oldukları birbirine girmiştir! Türkiye, fetö darbe girişimi sonrasında ciddi paradigma değişimleri yaşadı. Yaşanan bu süreçlerin sonrasında Türkiye, artık bölgesel güç olmanın ötesine geçerek küresel ölçekte bir aktör olma yolunda hareket etmeye başlamıştır.

Türkiye, bu bağlamda Doğu’da, Ortadoğu’da, Akdeniz’de, Doğu Akdeniz’de, Ege’de, Akdeniz’de, Kafkaslarda, Asya’da, Türkistan’dadır. Türk Dünyası ile Çin sınırındadır. Kutuplarda Antartika’dadır. Libya’dadır. Suriye’dedir.  Önümüzdeki süreçte İngiltere ile Afrika’da uluslararası birçok organizasyon ve girişimin içerisindedir…

Seville haritası hamlesi, sonrasında Yunanistan, Rum yönetimi, İsrail ve Mısır Doğu Akdeniz’de çeşitli işbirliği denemelerinde bulunmuşlardır. Sözde MEB ilan etme! Eastmed boru hattı projesi! Askeri anlaşmalar, silahlanma ve tatbikatlar vb!

Türk tarafı, Seville haritası hamlesini Libya ile Deniz Yetki Anlaşması yaparak bozmuştur! Libya Anlaşması sonucunda Türkiye ile Libya’nın denizden komşu olduğu resmen tescil edilmiştir. Benzer şekilde günü ve saati geldiğinde uygun şartların oluşması durumunda Libya gibi, İsrail, Lübnan, Suriye ve Mısır ile de deniz yetki sınırlandırma anlaşmaları gündeme gelebilecektir.

İsrail ile Türkiye denizden komşu değildir demek, Türkiye-Libya anlaşmasına en hafif ifade ile gölge düşürür. Ayrıca Türkiye-Libya anlaşmasını yok sayan ve geçersiz olduğunu iddia edenlerin ekmeklerine de yağ sürer! Türkiye ile Libya denizden komşudur. Aynı şekilde Türkiye ile İsrail de denizden komşudur…

Türkiye, anlaşma olsun ya da olmasın Libya ile olduğu gibi İsrail, Lübnan, KKTC, Mısır, Yunanistan, Suriye ve Filistin ile de denizden komşudur! Bu konuda aksini düşünmek en başta Libya anlaşması konusuna ve Türk tarafının Doğu Akdeniz’deki tüm hak ve menfaatlerine gölge düşürür. Allah korusun zafiyet doğmasına neden olabilir!

Bakınız bu bağlamda somut bir örnek vermek gerekirse daha öncede birkaç defa yazdığım üzere Türkiye ve İsrail, aralarındaki karşılıklı kıyılara istinaden, Libya ile yapılan anlaşmada esas alınan ilkeler doğrultusunda deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması imzalaması durumunda; Türkiye 10.462 km2 (Kıbrıs Adası’ndan (9.251 km2) daha büyük) bir denizalanı, İsrail ise 16.344 km2 (Kıbrıs adasının 1,75 katı kadar) bir denizalanı kazanacaktır.

İki ülke arasında bu anlaşmanın hayata geçirilmesi sonucunda; GKRY’nin sözde parsellerinden 11 ve 12’nin tamamı, 8 ve 9’un büyük kısmı ile 7 ve 10’un bir kısmı İsrail’in olurken, Türkiye de Kıbrıs’ın güneyinde sözde 1, 6, 7, 8 ve 10 no.lu parsellerde olmak üzere ilave deniz yetki alanına sahip olabilecektir. Benzeri durumun Mısır içinde geçerli olduğunu yeri gelmişken hatırlatmak isterim. Konuyla ilgili olarak geçmişte ayrıntılı yazılar yazdığımı ifade etmek isterim. 

Vatanımızı her platformda hakkıyla savunma görev ve sorumluluğu bulunanların söz konusu durumları göz ardı edebilme lüksü olabilir mi? Hele hele Birleşmiş Milletler tarafından Türkiye-Libya Anlaşmasının ilan (tescil) edilmesinin beklendiği günlerde böyle bir durumu düşünmek bile istemiyorum!

Seville haritası hamlesi, uluslararası hukuk ve normlara tamamen aykırı bir girişimdir! Uluslararası alanda benzer tüm davalar Türk tarafının ortaya koymuş olduğu argümanlarla bire bir uygundur. Bu nedenle de bugüne kadar Türk tarafını hiç kimse Libya Anlaşması sonrasında uluslararası mahkemelere verememiştir!

Bu bağlamda, Türkiye-Libya Anlaşmasını hazırlayan ve hayata geçirilmesinde her kimin emekleri geçmişse Türk Milleti olarak hepsine tek tek teşekkür borçluyuz.

Bakınız bir kez daha üzerine basa basa ifade etmek isterim ki 2000’lerin başında ileri sürülen Sevilla haritasının Tek kutuplu Atlantik dünya düzeni temsilcileri tarafından gündeme getirilerek uygulamaya sokulmak istendiğini bilmemiz ve buna göre hareket etmemiz gerekmektedir!

20 Şubat 2020 günü Yunanistan’daki bir televizyon kanalına röportaj veren ABD’nin Atina Büyükelçisi Jeffrey Pyatt, büyüklüklerine bakılmaksızın tüm Yunan adalarının Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge sınırlama hakkına sahip olduğunu söyledi!

Bu söylem ve iddia tamamen siyasi nedenlerle ifade edilmiştir. Uluslararası hukuk, uluslararası deniz hukuku ve uluslararası mahkemelerde alınan benzeri onlarca karar bunun tam aksini ortaya koymaktadır.

Adaların karasuları kadar Münhasır Ekonomik Bölge hakları söz konusudur. Adaların kara devletleri gibi kıta sahanlıkları yoktur. Adaların 200 mile kadar MEB ilan etmeleri uluslararası hukuka, uluslararası deniz hukukuna ve uluslararası mahkeme kararlarına hem tamamen aykırıdır hem de bu tür girişimler gasp etmeye yönelik olarak görülmektedir! Bu bağlamda Yunanistan ve Rum yönetiminin özellikle son 3 senedir Türk tarafına karşı kışkırtılarak ileri sürülmek istendiği gözlerden kaçmamaktadır!

Tek Kutuplu Atlantik Dünya Düzeni temsilcilerinin Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’deki çıkarları için uluslararası hukuku, uluslararası deniz hukukunu ve uluslararası mahkeme kararlarını yok sayarak Yunanistan ve Rum yönetimini ileri sürerek Ege ve Doğu Akdeniz’de gerçekleştirmeye çalıştıkları oldubittilerle gasp etmeye yönelik girişimleri Türk tarafınca bugüne kadar nasıl bertaraf edilmişse bundan sonrada aynı şekilde bertaraf edilecektir. Bundan hiç kimsenin en küçük bir şüphesi olmamalıdır!

Görüldüğü üzere her ne şart altında olursak olalım özellikle de gerek saha da gerekse masada görev yapanların vatanımızı, mavi vatanımızı ve gök vatanımızı hakkıyla savunmaları büyük önem az etmektedir.

Bu konuda gaflete düşülmesi ya da zafiyet yaşanması halinde telafisi olmayan kayıplarla karşı karşıya kalmamız söz konusu olabilir! Bu nedenle her kim olursa olsun herkes vatanını hakkı ile savunmak durumundadır.

Bu bağlamda özellikle gerek saha da gerekse masada görev yapanların; yer ve ortamına göre karşı tarafa koz vermeyecek biçimde tavır. Tutum, açıklama ve davranışlarda bulunmaları gerekmektedir.  Devletin belirlemiş olduğu politikalar kesinlikle aşındırılmamalı eğilip bükülmeye ya da yok sayılmaya çalışılmamalıdır!

Karşı kaşıya kalınacak herhangi bir durum karşısında gerekli cevabın gerektiği biçimde verilmeyip de sessiz kalınması ya da geçiştirmeye çalışılması, farklı imalara ve yorumlara imkân verebilir. Bu türden tavır, tutum ve davranışlardan uzak durarak benzeri pozisyonlara karşı uyanık olup benzeri durumlara asla müsaade edilmemelidir.

İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin ardından 1946’da başlayıp 1989 yılına kadar süren iki kutuplu dünya sisteminin yerini soğuk savaşın bitmesiyle birlikte Tek Kutuplu Atlantik Dünya Sistemi almıştı. İçerisinde bulunduğumuz süreçte de tek kutuplu dünya sistemi yerini çok kutuplu(Asya) dünya düzenine bırakmaya başlamıştır. Dünya düzeninde yaşanan bu değişim ve dönüşüm bir süreden buyana farklı şekillerde kendisini hissettirmeye başlamıştır!

21. yüzyılın çok kutuplu medeniyetler dönemi olacağı öngörülmektedir. Çok kutuplu yenidünya düzeninde ABD ve AB(Batı) dışında öne çıkan ülkelere bakacak olursak; Rusya, Çin, Türkiye, İsrail, İran Hindistan,  Ukrayna, Pakistan, Katar, Japonya, Kore, Brezilya, Kanada, Venezüella, Afrika ile Latin Amerika’dan bazı devletlerin önemli aktörler olarak öne çıkacakları düşünülmektedir.  

Tek kutuplu dünya düzeninin temsilcileri bölgesel çıkar ve menfaatleri gereği Kıbrıs konusunun çözümü konusunda oldum olası federasyon modeline destek vermişlerdir!

Buna karşın tek kutuplu dünya düzeninin yerine geçmeye başlayan çok kutuplu dünya sisteminin temsilcileri ise KKTC’nin varlığı Doğu Akdeniz’de son derece önemli ve bizler için olmazsa olmaz şeklinde mesajlar vermektedirler!

Dünyada yaşanan değişim ve dönüşümün gereklerini zaman kaybetmeden yerine getirmeliyiz. KKTC için son derece önemli bir dönem başladığını görmeliyiz!

Türkiye, masada ve sahada güçlüdür ve güçlü olmaya da devam etmek durumundadır. Türkiye bu saatten sonra etki alanlarında daha da güçlü durmalıdır. Türkiye, Doğu Akdeniz’deki varlığını her geçen gün güçlendirmelidir. Denizden komşu olduğu ülkelerle deniz yetki anlaşmaları imzalama potansiyeli bulunan ülkelerle olan ilişkilerini güçlendirmelidir.

Türkiye, Suriye’de ve Libya’da hak ve hukukunu uluslararası kurallar çerçevesinde koruyup geliştirmelidir. Bu noktada kimse geri adım atılmasını beklememelidir. Vatan savunmasındaki görevliler ve Türk milletinin her ferdi bu gerçekler çerçevesinde hareket etmelidir.    

Suriye ve Libya’da Türkiye karşıtı kesimlere direk ya da örtülü olarak destek verenler özellikle psikolojik savaş yöntemleri çerçevesinde her türlü kirli, kara propaganda ve hilelere algı operasyonlarına başvurmaktadırlar! Bu bağlamda sosyal medyada özellikle Suriye ve Libya konularında negatif yönde yer alan haberlere karşı son derece dikkatli olmak gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Milletimizin moralini, umudunu, birlik ve beraberliğini bozmaya yönelik bu tür yayınlara hemen inanılmamalıdır.  Bu tür şüpheli haber vb paylaşımları güvenilir kaynaklardan teyit etmeden inanılmaması gerektiğinin özellikle altını çizmek isterim. 

Ayrıca, Türk Devletinin dış politikada yapmakta olduğu girişimleri iç politik kaygılarla ele alınmaması gerektiğinin bilincinde olmalıyız. Çevremizde adı konmamış bir savaş durumu söz konusudur! İç politik kaygılarla dış meselelere yaklaşılması birlik ve bütünlüğümüzü bozmak isteyenlere bir takım ortamlar hazırlamaktadır. Birlikten güç ve kuvvet doğar. Gün birlik ve bütünlük içerisinde dış politikada atılan adımları, yapılan girişim ve hamlelerin arkasında kaya gibi durma günüdür…

Sonuç itibarı ile vatanımızı toprağı, denizi ve hava sahası ile etki alanlarımızı da göz önünde bulundurarak masa da ve sahada korumalıyız. Gün vatanımıza sahip çıkma ve koruma günüdür. Gün ne şekilde olursa olsun zafiyet vermeme konusunda uyanık olma günüdür. Allah korusun vatanımızı ister masa da ister saha da hakkıyla savunamaz ve zafiyet verirsek gün gelir telafisi olmayan kayıplarla karşı karşıya kalabiliriz.

Gaflet, zafiyetten gelir. Yeri geldiğinde vatanımızla ilgili konularda sessiz kalmak, eksik ya da muallâk, tavır, tutum davranış, ima ve söylemlerde bulunmak ciddi kayıplar yaşanmasına neden olabilir…

Gökhan Güler

[email protected]

Eurasia Diary

Metinde hata varsa, onu not alıp Ctrl + Enter tuşuna basarak bize gönderin.

EurasiaDiary © İçeriğin yayınlanması için hiperlink kullanılmalı.

Bizi takip edin:
Twitter: @EurasiaTurk
Facebook: EurasiaTurkiye


Загрузка...