28 Şubat mağduru Prof. Dr. Şan - Darbenin ideolojik iklimi kurutulmalı | Eurasia Diary - ednews.net

7 Nisan, Salı


28 Şubat mağduru Prof. Dr. Şan - Darbenin ideolojik iklimi kurutulmalı

Analitik Merkez A- A A+
28 Şubat mağduru Prof. Dr. Şan, "Türkiye'de, sivil gücüyle halka giderek demokratik yollarla iktidara gelemeyecek unsurların darbe yoluyla iktidara gelme hevesi hala kırılabilmiş değil. Darbenin bataklıkları, ideolojik iklimi kurutulmalı." dedi.

28 Şubat postmodern darbe sürecinde görevinden uzaklaştırılan ve baskılara maruz kalan Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kemal Şan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, göreve başladığı 1993 yılında Türkiye'nin hala 1980 darbesinin izlerini silmeye çalıştığını belirtti. "Bizim için 28 Şubat apansız geldi" ifadesini kullanan Şan, Refah Partisi'nin iktidara gelmesinin ardından darbenin uluslararası proje olarak kotarıldığını ifade etti. 

"Düne kadar arkadaşım olanlar selam vermekten kaçınıyordu"

Şan, kendisinin darbeden derin bir şekilde etkilendiğini dile getirerek, doktora tezini tamamlamasına ve sosyoloji bölümü çıkışlı 2 kişiden bir olmasına rağmen bir türlü kadro alamadığını dile getirdi. Şan, dönemin üniversite genel sekreterinin 2000 yılında 6 ay içerisinde kurumla ilişiğinin kesileceğini tebliğ ettiğini aktardı.

Sakarya idare mahkemelerinden lehinde kararlar alarak 6 ay sonra görevine döndüğünü ifade eden Şan, şunları belirtti:

"4 ay rektörlüğe ait bir bodrum katta masa ve sandalye olmadan geçirdim. Önünden geçtiğimde hala duygulandığım bir odadır orası. Koridorlarda gezinirken beni gören insanlar içten içe üzülürlerdi. Çalışan memurların kiminin üzüntü ile kiminin büyük bir ürkeklikle kendilerine bir şey olmaması için bir vebalıdan kaçar gibi benden uzaklaştıklarına tanık olurdum. Döneme hakim olan korku iklimi herkesi sus pus etmişti. 28 Şubat bütün kurumları derin bir baskı altına almıştı. Görevinde kalabilen herkes kendini şanslı sanıyordu. Düne kadar arkadaşım olan insanlardan kimisi selam vermekten bile kaçınıyordu."

"Türkiye, dünya sistemini rahatsız edecek adımlar atmıştı"

Türkiye'de askeri-sivil bürokrasinin devleti kurma, kollama ve kurtarma ile kendini görevli addettiklerine işaret eden Şan, bu yapının sürekli birtakım dini yapılanmalar üzerinden devlete tehlike vehmederek, irtica tehdidini de öne sürüp darbe planları içinde olduklarını vurguladı.

Şan, bugün Türkiye'nin "kırmızı çizgilerinden" biri olarak gördüğü Kudüs'ün özgürlüğü ve Filistin sorununun, o dönem cuntacılar tarafından darbeye gerekçe gösterildiğine dikkati çekerek, şöyle dedi:

"Esasında 28 Şubat'ın en önemli sebebi, Türkiye'nin o dönemde dünya sistemini rahatsız edecek adımlar atmış olmasıydı. Dönemin Başbakanı merhum Necmettin Erbakan, D-8 adlı dev projeye imza atarak, İslam dünyasının geniş coğrafyasına hitap eden, İslam toplumlarının önemli aktör ülkelerini bu organizasyon çatısı altına bir araya getirmişti. Dolayısıyla böyle bir projenin dünya sistemini derinden endişelendireceği açıktı. Her zaman yedeklerinde tuttukları cuntacı subaylar aracılığıyla bu sürece müdahale ettiler."

"15 Temmuz Türkiye tarihinde kırılma noktası olmuştur"

Şan, 28 Şubat sürecinin kısa bir inkıtası sonrasında iktidara gelen AK Parti yönetiminin vesayet odaklarına karşı mücadele içerisinde çalıştığını anlatarak, özellikle bu iktidarın 2007'deki e-muhtıraya ilk defa öncü bir hareketle direndiğinin ve devlet yetkililerinin muhtırayı reddettiklerine dair yüksek bir irade beyan ettiklerinin altını çizdi.

15 Temmuz'a gelindiğinde ise darbenin yönünün hiç umulmadık bir şekilde sapkın ideoloji etrafında örgütlenmiş dinci grubun cunta hareketine dönüştüğüne vurgu yapan Şan, 28 Şubat'ta irticaya bulaştığı gerekçesiyle birçok subayın ordudan atılmasına tanık olunurken, 30-40 yıldır orduda derin bir kadrolaşma içerisinde olan bu yapının elemanlarının 15 Temmuz'da darbenin aktörleri haline geldiğini söyledi.

Şan, gelinen süreçte FETÖ'nün uluslararası bir güç hareketinin manivelası olduğunun ortaya çıktığını dile getirerek, "Bu darbenin başarısız olmasının arkasındaki en büyük güç, ilk defa bir devlet başkanının çıkıp en gür seda ile bu darbeye karşı direnilmesi için çağrıda bulunmasıydı. Bu açıdan 15 Temmuz, Türkiye tarihinde bir kırılma noktası olmuştur. Bundan sonra darbeye tevessül edecek herkes 15 Temmuz'u aklının bir köşesinde tutmak zorundadır." ifadesini kullandı.

Türk demokrasisinin hala darbelere karşı tam bir bağışıklık kazanamadığını savunan Şan, şunları kaydetti:

"Demokrasimiz darbe tehdidi altında olmaya devam ediyor çünkü darbenin ideolojik zihniyet dünyası, bataklıkları, darbeci iklimi hala kendisini muhafaza etmeye devam ediyor. Yani Türkiye'de, sivil gücüyle halka giderek demokratik yollarla iktidara gelemeyecek unsurların darbe yoluyla iktidara gelme hevesi hala kırılabilmiş değil. İktidara gelebilmek için darbede iyi bir metottur anlayışı bazı siyasi gruplar için hala geçerliliğini korumaktadır ya da darbelere şapka çıkaran bir kısım Türk burjuvazisi, eğitim müfredatlarında darbeyi dolaylı olarak öven neşriyatlar varlığını sürdürüyor. Darbenin bataklıkları, ideolojik iklimi kurutulmalıdır."

Prof. Dr. Şan, iktidarın seçimle gelip seçimle gittiği bir demokrasi olduğu, bunu hiçbir gücün değiştiremeyeceği gerçeğinin devlet ve toplumun tüm kesimlerince kabul edileceği bir mutabakat zeminine ulaşıncaya kadar darbe riski ve utancının üstlerinden kalkmayacağını sözlerine ekledi. 

AA

Eurasia Diary

Metinde hata varsa, onu not alıp Ctrl + Enter tuşuna basarak bize gönderin.

EurasiaDiary © İçeriğin yayınlanması için hiperlink kullanılmalı.

Bizi takip edin:
Twitter: @EurasiaTurk
Facebook: EurasiaTurkiye


Загрузка...