Veliaht Prens Selman: Suudi Arabistan bölgede savaş istemiyor | Eurasia Diary - ednews.net

12 Aralık, Perşembe


Veliaht Prens Selman: Suudi Arabistan bölgede savaş istemiyor

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, bölgede yükselen tansiyonu değerlendirdi, "Suudi Arabistan, bölgede savaş istemiyor. Ancak halkımız, egemenliğimiz ve hayati çıkarlarımızı tehdit eden her şeyle mücadele etme konusunda bir an bile tereddüt etmeyiz" dedi

Dünya A- A A+

Prens Muhammed bin Selman, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda, Sudan'daki iç savaştan kalkınma projelerine, İran ile ilişkilerden Suriye'ye kadar birçok farklı konuda soruları yanıtladı.

Röportajın tam metni şöyle:

-Bölge, son dönemlerde bölgesel ve küresel istikrarın güvenliğini sarsan olaylara sahne oluyor. Suudi Arabistan, bu konuda nasıl bir tutuma sahip? Riyad bu tırmanışla nasıl mücadele edecek?

Hükümet açıklamasında da görüldüğü gibi Suudi Arabistan’ın bu konudaki tutumu gayet açık. Suudi Arabistan, bölgede savaş istemiyor.  Ancak halkımız, egemenliğimiz ve hayati çıkarlarımızı tehdit eden her şeyle mücadele etme konusunda bir an bile tereddüt etmeyiz. Önceliğimiz ulusal çıkarlarımız, 2030 Vizyonu’nun ekonomik ve sosyal hedeflerini gerçekleştirerek halkın beklentilerini gerçekleştirmek, kalkınma ve reform sağlamaktır.  Bu, bölge ve Suudi Arabistan’da istikrarlı ve teşvik edici bir ortam gerektiriyor. Bu nedenle, Riyad’ın gerek Körfez, gerek Kuzey Afrika gerekse de Afrika Boynuzu ve başka bölgelerde barış ve istikrarı destekleyen bir rol oynadığını göreceksiniz. Bu, Suudi Arabistan’ın kurulduğundan beri her daim ayrımcılık, mezhepçilik, radikalizmden uzak durup bölgenin birlik ve istikrarını, küresel barışı korumak için izlediği bir yöntem.

Suudi Arabistan’ın aynı zamanda dünya ekonomisinin istikrarını korumak için hayati önem taşıyan koridorlarından petrol tedarikini sağlama çabalarıyla uluslararası toplumda önemli bir rolü bulunuyor. Dünya, Kızıldeniz’deki İran petrol tankerine, ahlaki ilkelerimiz ve uluslararası anlaşmalara uygun olarak nasıl davrandığımızı gördü. Buna karşılık ise İran ve Füceyra Limanı’nda aralarında 2 Suudi tankeri bulunan 4 petrol gemisine zarar veren vekillerinin faaliyetlerine tanık oldu. Bu, Tahran rejiminin bölge ve dünyada benimsediği yaklaşımı ve uzun yıllardır tekrar eden çok kapsamlı kanıtları ortaya koydu.

 1979’da kurulan bu rejimi o zamandan bu yana önceliği ve asıl hedefinin devrim ihraç etmek olduğunu unutmamak gerek. İran ve bölge halklarının beklentilerini hiçe saymak pahasına bu hedef için çalışıyor. Bu etken, İran rejiminin eylemlerini açıklıyor. Devrim ihraç etmek ve Velayet-i Fakih ilkesi, bölge ve ülkelerin istikrarsızlaşması, mezhepçiliğin patlak vermesi, radikalizmin yayılması, İran halkının gücünü terörist milisleri finanse etme ve silahlandırmak için kullanmayı gerektiriyor.

Buna rağmen Suudi Arabistan, bölge ve halklarının savaş ve yıkımdan uzak tutulması için İran’a her zaman barış çubuğu uzattı. Hatta Riyad, Tahran ile imzalanan nükleer anlaşmayı dahi destekledi. Çünkü Suudi Arabistan, tarih boyunca karşılaşılan tüm krizleri diplomatik ve barışçıl yollarla çözmeye çalıştı. İran rejiminin bu girişimi bölgedeki ülkelere karşı tavırlarını değiştirmek için bir fırsat bilmesini ve Tahran’ın uluslararası topluma normal bir devlet olarak dönmesi için ilk adım olmasını umuyorduk. Ancak İran maalesef, bölgedeki düşmanca eylemlerini desteklemek amacıyla anlaşmanın ekonomik getirilerinden faydalandı. Uluslararası kararları ihlal etmeye devam etti. İran rejimi, bölgedeki kaos ve yıkım mekanizmalarını desteklemek yerine, anlaşmadan elde edilen ekonomik gelirleri halkın yaşamını iyileştirmek, alt yapıyı geliştirmek, ekonomik kalkınmayı sağlamak için kullanmalıydı.

 İran’ın umursamazlığı eşi benzeri görülmemiş seviyelere ulaştı. Nükleer anlaşma sonrasında Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) bütçesi arttı bunun sonucunda ise bölgedeki hatta dünya genelindeki mezhepçi militanlara verilen destek arttırıldı. Son dönemlerde Avrupa’da meydana gelen İran düşmanlığı ve terörist faaliyetlere hepimiz tanık olduk.

Bu nedenle Suudi Arabistan, uluslararası toplumun Tahran’a karşı kararlı bir tavır sergilemesi gerektiğine inancımız nedeniyle ABD’nin İran’a yeniden yaptırım uygulamasını destekledi. Öte yandan rejimin dünyaya kaos ve yıkım yayma gücünü kısıtlamak için gerekli önlemlerin alınması gerektiğinin altını çiziyoruz.

Bölgede tanık olduğumuz son olaylar, Aramco şirketine ait tesislerin İran tarafından desteklenen Husi milisleri tarafından hedef alınması, uluslararası toplumdan istediğimiz, İran rejiminin davranışlarına karşı kararlı tutumun önemini vurguladı. İran’ın geçtiğimiz onlarca yıl içinde savaş ve yıkım yaydı. Bu faaliyetler bölge ile sınırlı kalmayıp dünya genelinde gerçekleştirildi.

İran’ın önündeki seçenekler oldukça açık: Uluslararası toplumda yapıcı rolü olan normal bir ülke olmak mı yoksa haydut bir devlet olarak kalmaya devam etmek mi? İran rejiminin normal bir devlet olmayı ve düşman tavırlarından vazgeçmesini umuyoruz.

Arap koalisyonunun Yemen’de operasyonlara başlamasının üzerinden 4 yıl geçti. Siyasi ve askeri düzeyde kaydedilen ilerlemeyi nasıl görüyorsunuz? Özellikle Stockholm Anlaşması’na ulaşılması ve Husi milislerin Suudi Arabistan’daki petrol tesisleri ile Necran ve Abha havaalanlarına gerçekleştirdiği terör saldırılarının ardından Yemen krizinin sona erme şansı nedir?

Çoğu kişi Yemen’de krizin nasıl başladığını unuttu veya unutuyor. Arap koalisyonunun operasyonları, uluslararası toplumun Yemenli taraflar ile Husi milisleri arasında tüm siyasi çözümlerin tükenmesinin ardından başladı. Suudi Arabistan’ın Körfez girişimini başlattığı, 2011’de Yemen’de barışçıl bir geçiş süreci için siyasi çözümün öncülüğünü yaptığı ve diyalogu desteklediği unutulmamalı. Aynı zamanda Suudi Arabistan 2012-2014 yılları arasında Yemen’e 7 milyar doların üzerinde ekonomi ve kalkınma alanında destek sağladı. Suudi Arabistan 2011’den bu yana Yemen’in siyasi ve güvenlik kurumlarının kaosa sürüklenmesini engellemek için bağımsızlığını ve egemenliğini koruyacak yumuşak bir siyasi geçiş için çabalıyor. Yemenli taraflar, Riyad’da Körfez girişimi ve yürütme mekanizması üzerinde uzlaşıya varmış, Husiler dahil olmak üzere Yemenli tüm taraflar, kapsamlı Yemen ulusal diyaloguna katılmışlardı. Ancak ne yazık ki İran, kendisine bağlı milisler aracılığıyla Yemen’deki siyasi süreci bozarak Yemen şehirlerini işgal etmeye ve Yemen devletinin organlarını ele geçirmeye başladı. Öte yandan Suudi Arabistan, bu durumla barışçıl bir şekilde baş edebilmek için elindeki bütün fırsatları sundu. Ancak İran silahlarla, Arap ülkelerinde “oldu bittiye getirme” politikası yürüttü. Ne yazık ki uluslararası toplumun o dönem İran’ın yayılmacı ve mezhepçi yaklaşımını ele almaması, İran’ın, milisleri üzerinden Yemen’deki kontrolünü genişletmeye devam etmesini sağladı. Ancak Yemen halkı ve yönetimi, İran’ın bu müdahalesinin önünde tarihi bir duruş sergiledi. Biz de Arap koalisyonu ülkeleri olarak Yemen’i, halkını ve ulusal güvenliğimizi korumak için Yemen meşru hükümetine destek vermek üzere derhal harekete geçtik. Suudi Arabistan olarak devlet kurumları dışındaki unsurların sınırlarımızdaki varlığını kabul etmiyoruz.

Çok şükür Yemen topraklarının büyük bir kısmı kurtarıldı. Yemen krizini bitirecek siyasi bir çözüme ulaştıracak tüm çabaları destekledik. Fakat maalesef Husi milisleri, İran’ın gündemini, Yemen ve halkının çıkarlarının önünde tuttu. Kısa süre önce, Husi milislerin Suudi Arabistan’ın petrol tesislerine ve Necran havaalanına terör saldırıları gerçekleştirmesine, bunu da marifetmiş gibi üstlenmelerine şahit olduk. Tüm bu yaşananlar bir kez daha Husi milislerin Yemen halkının çıkarlarını ve Yemen krizini çözecek herhangi bir siyasi çözüm yolunu önemsemediklerinin bir kanıtıdır. Yaptıkları, Sana’nın değil, Tahran'ın önceliklerini ve ihtiyaçlarının birer yansımasıdır.

Arap koalisyonu olarak Yemen krizinin sona ermesine yönelik tutumumuz çok açık. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2216 sayılı kararı, Körfez girişimi ve yürütme mekanizması ile kapsamlı ulusal diyalogun sonuçlarına uygun bir siyasi çözüme ulaşma çabalarını destekliyoruz. Suudi Arabistan, milislerin devlet kurumları dışında faaliyetlerini sürdürmelerini asla kabul etmeyecektir. Bu nihai amaç doğrultusunda eylemlerimizi sürdüreceğiz ve Yemen halkına bağımsızlıklarını ve egemenlikleri adına yaptıkları her türlü fedakarlığı korumak için destek vereceğiz. Bununla birlikte insani ve ekonomik çalışmaların yanı sıra Husilerden geri alınan bölgelerdeki yeniden yapılandırma faaliyetlerini de devam ettireceğiz. Amacımız yalnızca Yemen'i İran destekli milislerden kurtarmak değil, aynı zamanda tüm Yemenliler için refah, istikrar ve kalkınmayı da sağlamak.

ABD ile İran konusunda sağlanan bu fikir birliği, özellikle ABD'nin Suriye'den çekilme kararı ışığında Suriye'deki duruma uygulanabilir mi?

Suriye'de DEAŞ örgütünün hezimete uğratılması, terör örgütlerinin yeniden egemen olmasını engelleme, ülkede İran'ın istikrar bozucu etkisi ile mücadele etme ve ülkenin birliğini koruyan 2254 sayılı karar gereğince siyasi geçişi sağlamak için gerekli tüm araçların kullanılması gibi hedeflerimiz var. Bununla ilgili bir anlaşma da söz konusu. Hedeflerimize ulaşmak için dost ülkelerle birlikte çalışıyoruz.

Japonya Başbakanı’nın Tahran’a gerçekleştirdiği son ziyaret ve İran Dini Lideri ile görüşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu güzel niyetinden dolayı Japonya Başbakanı'na teşekkür ediyoruz. Suudi Arabistan, bölgede güven ve istikrar sağlayacak her şeye her zaman açıktır. İran rejimi, ülkede misafir olarak bulunduğu sırada biri Tokyo’ya ait olan iki petrol tankerini hedef alan saldırılar gerçekleştirip çabalarına eylemle yanıt vererek Japonya Başbakanı’na saygı duymadığını gösterdi. Ayrıca yine Başbakan orada olduğu esnada, milisler aracılığıyla Suudi Arabistan’da bulunan Abha Havalimanı’nı hedef alınması İran’ın bölgenin güvenlik ve istikrarını sarsma niyeti olduğunun bir kanıtıydı. Sorun, Tahran’dan başka bir yerde değil. Doğrudan ve ya kendisine bağlı milisler aracılığıyla terör saldırılarında bulunarak bölgedeki gerilimi tırmandıran taraf İran. Söylediğim gibi İran’ın önündeki seçenekler oldukça açık: Uluslararası toplumda yapıcı rolü olan normal bir ülke olmak mı yoksa haydut bir devlet olarak kalmaya devam etmek mi?

Ortadoğu’yu “yeni bir Avrupa” haline getirme hayalinden bahsettiniz. Bölgede yaşanan siyasi kaosun yanı sıra ekonomik ve kalkınma zorlukları karşısında bu hayali gerçekleştirme konusunda önünüzde ne gibi engeller bulunuyor?

Bölgemizdeki başlıca görevimizi, yani ülkelerinizin gelişimini sağlamayı engelleyen mevcut geçici durumlara mahkum olmamalıyız. Bugünün zorlukları, sonraki nesillere daha iyi bir gelecek sağlayacak çalışmalar yapmamızı engellememeli.

Siyasi huzursuzluk konusundaki sorunuzda, bölgede neler olduğundan bahsetmiştim. Ancak aynı zamanda, ülkemizin büyük çoğunluğunun yüksek standartlarda bir hayat sürdürmeleri önceliği, güvenlik ve istikrar konusunda hemfikir olan Arap bölgesine bir göz atalım. Halklarımız, yeteneklerinin boşa harcandığı ideolojik çatışmaların tutsakları olmak istemiyorlar. Bugün daha önce benzeri görülmemiş şekilde herkesin ortak bir hedefi oluştu. Bu hedef, vatandaşlarımız için en iyi yaşam standartlarını yakalayabilmek, tüm alanlarda yatırımı çekebilmek ve kalkınmayı gerçekleştirmek için Arap ülkelerinin büyük bir kısmı arasında rekabet sağlamaktır.

Öte yandan siyasi huzursuzluğun sebeplerinin ne olduğu da çok iyi biliniyor. Bunlar; DEAŞ, El Kaide ve Müslüman Kardeşler gibi terör örgütleri ile terörizm ve radikalizmin başlıca sponsoru olan İran rejiminin politikalarıdır. Radikalizmin kısmi iyileştirmeleriyle zaman kaybetmeyeceğiz. Tarihte bunun ne kadar faydasız olduğunu birçok kez gördük. İnşallah, her türlü aşırılıkçılık, mezhepçilik ve bunları destekleyen politikalara kararlı bir şekilde karşı koyacağız.

Suudi Arabistan, Müslümanların iki kutsal şehri Mekke ve Medine’nin bulunduğu ülkedir. Allah’ın doğal zenginlikler bahşettiği stratejik bir konuma sahiptir. Kurucu kralın döneminden bu yana bilge bir liderlikle yönetilir. Neyse ki, ülkemiz bugün güvenlik, istikrar ve refah içerisinde. Bununla birlikte koşullar ve zorluklar ne olursa olsun, bu büyük ülkeye her alanda ön plan çıkmaktan başkası yakışmaz. Bu hedefimize, önce ülkemiz, sonra bölgedeki tüm kardeşlerimiz için ulaşana dek dinlenmeyeceğiz.

Sudan’ın yaşadığı kaosa ve siyasi değişikliklere nasıl bakıyorsunuz?

Sudan’ın güvenliği ve istikrarı bizi yakından ilgilendiriyor. Bu ilgi,  Sudan’ın yalnızca önemli bir stratejik konuma sahip olması ve devlet kurumlarının çöküşmesiyle alakalı değil, aynı zamanda iki halk arasında kardeşlik bağlarının olmasından kaynaklanıyor. Hala bizim sosyal dokumuzun bir parçası olan Sudanlı kardeşlerimizin, kaderimizin çeşitli dönüm noktalarında önemli katkıları bulunuyor.  Sudan ve halkının istikrar ve güvenliğini sağlamak için hiçbir çabadan kaçınmayacağız. Sudan halkının çıkarları için önlemler aldığımızı belirtmiştik. Sudanlı kardeşlerimize karşı olan görevimizin bir parçası olarak, bir ekonomik yardım paketinin yanı sıra Sudan Merkez Bankası’na 250 milyon dolarlık destek sağladık. Sudan refah, istikrar ve gelişimine ulaşana dek kardeşlerimizi çeşitli alanlarda desteklemeye devam edeceğiz.

“Suudi Arabistan 2030 Vizyonu”nun tanıtılmasının üzerinden üç yıl geçti. Şu an ulaşılan nokta nedir?

Tüm planlama ve tasarımları uygulamaya geçirdik ve sonuçları yerinde görmeye başladık. Örneğin, finansal sektörün gelişmesiyle ilgili olarak, para piyasalarında dikkate değer bir gelişme yaşandı. 2030 Vizyonu’nun başlatılmasının ardından Suudi Arabistan pazarının  FTSE endeksleri, Morgan Stanley Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi, S&P Dow Jones Endeksleri gibi uluslararası endekslere katılımı, pazara milyarlarca riyallik sermayenin girişini sağlarken yatırım fonlarındaki yatırımcılar, 2006’dan bu yana ilk kez yüzde 40 oranında arttı.

Suudi Arabistan, Dünya Rekabet Merkezi’ne (IMD) bağlı Uluslararası Sondaj Müteahhitleri Birliği (IADC) tarafından yayımlanan 2019 Dünya Rekabet Yıllığı raporunda, en rekabetçi ülkeler arasında en büyük ilerlemeyi kaydetmeyi başardı.

Yine aynı şekilde dijital ekonominin gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYİH) katkısının doğrudan ve dolaylı olarak arttığı telekomünikasyon ve bilgi sektöründe dikkat çekici gelişmelere tanıklık ederken,  Suudi Arabistan e-ticaret alanında yüzde 32 oranında büyüyen ilk 10 ülkeden biri oldu. Bununla birlikte internet hızları da dijital dönüşüme ayak uydurmak için dört kat arttı. Aynı zamanda Suudi Arabistan 2018 yılında Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da, 5G teknolojisini denemeye başlayan ilk ülkedir. Bu yeni hizmet için baz istasyonu sayısını bine çıkarmamız gerekiyor ve bunun için çalışmalar sürüyor.

Enerji ve sanayi alanında ise petrol dışı ihracat 2018 yılında 2017’ye kıyasla yüzde 22 oranında artarken Suudi Arabistan’ın çeşitli bölgelerinde sanayi kentleri açtık. Fosfat ve fosfatlı gübrelerin üretiminin ilk aşamasını tamamlayan Kral Selman Enerji Şehri (SPARK), Cizan ve Vaad eş-Şimal başta olmak üzere farklı şehir ve bölgelerin dengeli ve kapsamlı bir şekilde geliştirilmesi konusundaki kararlılığını ortaya koyan birçok sanayi şehri projesini hayata geçirdik. Böylece dünyanın ikinci büyük fosfat gübre üreticisi olma yolunda ikinci aşama için ilk adımı attık.

Bununla birlikte Suudi Arabistan’da olup bitenlerin sadece belirli rakamları elde etme amacıyla gerçekleşen bir takım finansal ve ekonomik reformlardan ibaret olmadığını, aynı zamanda ekonomik ve kalkınma performansında orta ve uzun vadede değişiklik yaratmayı hedefleyen kapsamlı bir yapısal değişiklik olduğunu hatırlatmak istiyorum. Makro ekonomik büyümenin sürekliliğini korurken gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesi, kamu maliyesinin sürdürülebilirliği, sosyal harcamaların desteklenmesi, devlet harcamalarının verimliliğinin artırılması, büyüme ve gelişimin ana ortağı olan özel sektörün teşvik edilmesi ve “Vizyon 2030”un hedeflerine ulaşılmasının yanı sıra mali denge ve kontrole katkıda bulunan önemli ekonomik ve yapısal reformlar gerçekleştirdik.

Ancak Vizyon 2030’la ilgili bazı girişimlerde bir takım gerilemeler olduğundan bahsediliyor. Bunlarla ilgili ne söylemek istersiniz?

Suudi Arabistan’da orta ve uzun vadeli ekonomik performansta değişiklik yapmayı amaçlayan kapsamlı bir yapısal değişim yaşanıyor. 2030 Vizyonu ve herhangi bir stratejik plan gibi bu projeden çıkan programlarda da, hiçbir taviz verilmeden başlangıcında yer alan şartlara ve verilere göre güncelleme ve değişiklikler yapılmalıdır. Özellikle, çalışmalara, analizlere, rakamlara ve verilere dayalı daha yüksek seviyede karar verme kalitesine sahip olduğumuz bir dönemde en iyi sonuçları elde etmelidir.

Vizyon ile ilgili bazı girişimlerin geri çekilmesine ilişkin sorunun cevabına gelince, vizyon programları ekonomik dönüşüm sürecine etkili bir şekilde katkıda bulunuyor. Şu anda kırsal bir ekonomiden üretken ve rekabetçi bir küresel ekonomiye geçiş yapıyoruz.

Bazı çevreler, Kamu Yatırım Fonu’nun (PIF), doğrudan yatırımlar ve mega projelerle özel sektörle rekabet ettiğini söylüyor. PIF’in 2030 Vizyonu’nun gerçekleşmesindeki rolü nedir ve olumsuz etkilerden nasıl kaçınılabilir?

PIF’in rolü Vizyon 2030 ve hedeflerine ulaşma konusuyla uyumludur. Bununla birlikte devletin egemen yatırım fonu olması için yeniden yapılanmasının gözden geçirilmesi önemliydi.  

Suudi Arabistan'da yeni sektörleri geliştirme, uluslararası ortaklıklar kurma hedefiyle ve liderliğim altında yeniden yapılandırılmış bir yönetim kuruluyla PIF’i 2015 yılında yeni bir vizyon ve misyonla tekrar başlattık. 2016 - 2018 yılları arasında PIF bünyesindeki çalışanların sayısı 40'tan 500'e yükseltildi. Fonun varlıkları iki yılda neredeyse iki katına çıkarak, 500 milyar riyalden 1 trilyon riyale yükseldi.

Fon, şuanda devletin ekonomiyi çeşitlendirmek için hedeflediği yerli ve uluslararası yatırımlar için çok önemli bir araçtır. Bununla birlikte yerli yatırımlar, özel sektörün tek başına altından kalkamadığı NEOM, Kızıldeniz ve Qiddiya gibi yüzlerce olmasa da onlarca büyük projeyle özel sektör için iyi yatırım fırsatları sunacak. Ayrıca PIF ve hükümetin özel sektöre katılması da çok önemli. Özel sektörde yatırıma katılma, kâr elde etme, harcama verimliliğini arttırma ve hizmetleri iyileştirme fırsatı verecek özelleştirme çalışmaları için 2030 Vizyonu kapsamında 13 program ayırdık.

Dış yatırımlar açısından ise PIF, bilgi aktarımı, yüksek getirili yatırımları teşvik etme ve yerel içeriği geliştirme konusunda gelecek nesillere uzun vadeli geri dönüşler sağlayacak ekonomik ortaklıklar oluşturma konusunda önemli bir rol üstlenecek. Fon ayrıca turizm ve eğlence gibi yeni stratejik sektörlerde de bir takım projeler hedefliyor. Söz konusu sektörler, yabancı yatırımları ve bölgesel kalkınmayı teşvik etmenin yanı sıra yaşam kalitesinin artırılması ve çok sayıda iş imkanı sunması bakımından da önemli bir boyut kazanıyor.

Fon, 2015 yılında geçirdiği reformdan sonra üst düzey kurumsal bir yönetim ve şeffaf bir yatırım stratejisi ile faaliyet gösteriyor. Fonun başında bir şirketin yönetimini, bir yönetim kurulunu ve işin oldukça profesyonel bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamak için net roller oynayan yatırım komisyonunun yer aldığı bir sistemle çalışmalarını sürdürüyor. Bununla birlikte PIF, fonun Suudi şirketlerindeki portföyü, gelecek vaat eden sektörlerin geliştirilmesine yönelik yatırım portföyü ve büyük projeler portföyü gibi dağılımı kalkınma önceliklerine göre yapılmış yatırım portföylerine sahiptir.

Özelleştirmeden bahsettiniz. Bu konudaki son gelişmeler neler?

Elimizde, geçmişte özelleştirmelere imza atmış 20’den fazla ülkenin deneyimlerini kullanan, en iyi uygulamalara dayalı benzersiz ve küresel düzeyde, mükemmel bir merkez bulunuyor. Merkezin kuruluşunun temelinde, devlet ve yatırımcının hakkını güvence altına alan bir yasal yapı yer alıyor. Özelleştirme için 12 sektörde umut verici fırsatlar belirledik. Hükümetin rolünü güçlendirmek ve özel sektörün GSYİH'ya katkısını en üst seviyeye çıkarmayı hedefliyoruz. Ulusal Özelleştirme Merkezi, 2019 yılında çeşitli ülkelerden yerli ve yabancı şirketler aracılığıyla yaklaşık yüzde 70’i yabancı fon olan, toplam değeri 12.5 milyar riyali aşan diyaliz merkezleri, kanalizasyon, deniz suyu arıtma tesisleri ve sağlık sektörü gibi alanlarda 5 anlaşma imzaladı.

Aynı şekilde merkez, şu anda un değirmenleri, tıbbi hizmetler ve nakliye hizmetleri de dahil olmak üzere çeşitli alanlarda iki milyar riyal değerinde anlaşmaya imza attı. Anlaşmaların 2019 yılının bitiminden  önce sonuçlandırılması bekleniyor. 2020 yılına kadar yapılması planlanan yaklaşık 1 milyar riyallik eğitim projeleri çalışmaları da devam ediyor. Bununla birlikte özel sektör elektrik sektörü ve özellikle duyurusunu yaptığımız dev yenilenebilir enerji projeleri de dahil olmak üzere üretim projelerinin en büyük yatırımcısı olacak.

Mevcut ekonomik dönüşümün ortasında, vatandaşlara mesajınız nedir?

Birçok kişi Vizyon 2030’un barındırdığı değişimin büyüklüğü nedeniyle olası bir direnişle karşı karşıya kalmaktan korkarken ben Suudi Arabistan vatandaşlarının değişime öncülük etmesinden gurur duyuyorum. Çoğu insan bana stratejik dönüşümlerde karşı karşıya kalacağım en zor durumun direniş olduğunu söyledi. Ama bu faktörün, yarışan ve değişime öncülük eden Suudi gençler arasında oldukça küçük boyutlarda kaldığını gördüm. Gençlerin Suudi Arabistan’ın yaşadığı deneyimdeki rolüne övgüde bulunmak istiyorum. Bu genç bir vizyon, genç bir ruhtur. Ayrıca bu tartışma, devletten istediğimiz değişimden hepimizin gerçekleştirdiği bir değişime doğru eviriliyor.

Suudi Aramco'nun uluslararası pazarlarda sunduğu teklifi takip ediyoruz.  Ancak halka arz ve zamanlama konusunda bilgi eksikliği var. Konu şu an hangi aşamada? Bu konuda hangi adımlar atıldı?

Suudi Aramco'nun ilk halka arzında, uygun koşullara ve doğru zamana uyacağız. Daha önce de belirttiğim gibi bunun 2020 ile 2021 yılı başlarında olmasını bekliyorum. Eski arz tarihi o dönem için erkendi. Bu konuda birçok başarılı çalışma yapıldı. Teklifin zaman çizelgesi, Suudi Aramco'nun halka arzının büyüklüğü açısından piyasa ortamlarının arz işlemine uygun olması, Aramco’nun Suudi Arabistan Temel Endüstriler Kurumu’nun (SABIC) yatırım hisselerini satın alması ve bu anlaşmanın kapsamlı bir dönüşümün yanı sıra küresel enerji sektörüne liderlik edecek entegre bir ulusal enerji ve petrokimya şirketinin kurulmasını sağlayacak olması, Suudi Aramco'nun büyüme potansiyelini ve petrol piyasalarındaki kârını daha da arttırması gibi faktörlere bağlı.

Öte yandan Suudi Aramco’nun halka arzı hazırlıkları çerçevesinde hidrokarbon vergi sisteminin çıkarılması, özel bir ayrıcalık sözleşmesinin yeniden düzenlenmesi, yeni bir Yönetim Kurulu atanması, Suudi Arabistan’ın petrol rezervlerinin bağımsız denetimi ve ilk kez resmi ilanının yapılmasının yanı sıra denetimli mali tablolar dahil olmak üzere birkaç önemli tedbir alınmıştır. Tüm bunlar, Suudi Arabistan 2030 Vizyonu’nun potansiyel yatırımcıların çıkarlarını koruyan temel ilkelerinden biri olan şeffaflık ilkesini pekiştiriyor.

Bununla birlikte Suudi Aramco, halka arza hazırlanmak için kendi iç programı dahilinde birkaç başarıya imza attı. Programın en önemli özelliklerinden biri, iç kurallarının ve düzenlemelerinin değiştirilmesi, anonim şirkete dönüşüm ve iç finansal tabloların uyumluluğunun sağlanması ve bunların halka arz için potansiyel mali piyasaların ihtiyaçlarını karşılayan kilit iş bölümlerine raporlanmasıydı. Son tahvil ihracı sürecinde dünyanın dört bir yanından yatırımcıların duyduğu memnuniyete şahit olduk.

Independent türkçe

Metinde hata varsa, onu not alıp Ctrl + Enter tuşuna basarak bize gönderin.

EurasiaDiary © İçeriğin yayınlanması için hiperlink kullanılmalı.

Bizi takip edin:
Twitter: @EurasiaTurk
Facebook: EurasiaTurkiye


Загрузка...