Lübnan'da unuttuğumuz 400 yıllık Türk köyü : - Türkiye özlemini gidermek için evler kırmızıya boyanıyor | Eurasia Diary - ednews.net

21 Eylül, Cumartesi


Lübnan'da unuttuğumuz 400 yıllık Türk köyü : - Türkiye özlemini gidermek için evler kırmızıya boyanıyor

Lübnan’la Suriye sınırı arasında bir Türkmen köyü... Bir zamanlar Hicaz Demiryolu’nun rotasında yer alan Trablusşam’ın kuzeyinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun oradaki gözü ve kulağıydı. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bölgedeki Türk hâkimiyeti bitti, köy unutuldu. Onlarsa Türkiye’yi hiç unutmadılar. Aradan neredeyse 100 yıl geçtikten sonra bir genç sayesinde yeniden keşfedildiler. Geçen Kurban Bayramı’nda oradaydık. En büyük istekleri; bir daha unutulmamak. İşte Kavaşra Köyü’nün hikâyesi..

Dünya A- A A+

Lübnan’ın kuzeyine, Suriye sınırına doğru hareket ediyoruz... Bir yanımızda uçsuz bucaksız deniz, diğer yanımızda dağlar var. Hedefimiz Akkar bölgesindeki Trablusşam kenti. Ülkenin ikinci büyük kenti Trablusşam, sadece Lübnan değil, tarih boyunca pek çok medeniyet için önemli bir merkezdi. Antik Çağ’da Fenikeliler, Persler, Romalılar, Araplar, Haçlılar ve Memlukların idaresinde kaldıktan sonra şehir 1516’da Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında Osmanlı topraklarına katıldı. Osmanlı devleti sınırları içerisinde Trablus ismini taşıyan iki şehir olduğundan Lübnan’daki bu şehre Trablusşam, daha sonra Libya da fethedilince Kuzey Afrika’dakine Trablusgarp ismi verildi. Lübnan’daki bölge bir sancak haline getirildi. Ancak idaresi zordu... Özellikle kuzey bölgelerinde sık sık çatışmalar çıkıyordu. Bunun üzerine Osmanlı devleti Trablusşam’a 10 Türkmen aileden oluşan bir heyet gönderdi. Aileler Trablusşam’ın kuzeyinde üç köy kurdular. Bunlardan biri de Kavaşra Köyü’ydü. Lübnan’ın kuzeyine, Suriye sınırına doğru hareket ediyoruz... Bir yanımızda uçsuz bucaksız deniz, diğer yanımızda dağlar var. Hedefimiz Akkar bölgesindeki Trablusşam kenti. Ülkenin ikinci büyük kenti Trablusşam, sadece Lübnan değil, tarih boyunca pek çok medeniyet için önemli bir merkezdi. Antik Çağ’da Fenikeliler, Persler, Romalılar, Araplar, Haçlılar ve Memlukların idaresinde kaldıktan sonra şehir 1516’da Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında Osmanlı topraklarına katıldı. Osmanlı devleti sınırları içerisinde Trablus ismini taşıyan iki şehir olduğundan Lübnan’daki bu şehre Trablusşam, daha sonra Libya da fethedilince Kuzey Afrika’dakine Trablusgarp ismi verildi. Lübnan’daki bölge bir sancak haline getirildi. Ancak idaresi zordu... Özellikle kuzey bölgelerinde sık sık çatışmalar çıkıyordu. Bunun üzerine Osmanlı devleti Trablusşam’a 10 Türkmen aileden oluşan bir heyet gönderdi. Aileler Trablusşam’ın kuzeyinde üç köy kurdular. Bunlardan biri de Kavaşra Köyü’ydü. 

 

 

 

***100 sene önce köyde tüm halk Türkçe konuşurdu. O zamanlar komşu köyler bizi ‘eski kafalı’ bulurdu. Türkiye tarafından keşfedildikten sonra kıymetlendik.***
Arabuluculuk için geldik, tüm halklarla barış içindeyiz
Geçen Kurban Bayramı’nda, Türk Kızılayı ile birlikte Kavaşra Köyü’ne bir ziyaret gerçekleştirdik. Köyün merkezi Yavuz Sultan Selim Meydanı. Türk bayraklarıyla süslü sokaklardan geçerek Belediye Başkanı Muhammed Abdülkerim’in evine gidiyoruz. Abdülkerim, birlikte bayram kahvesi içerken hafif aksanlı Türkçesiyle bize ailesinin hikâyesini anlatmaya başlıyor: “Osmanlı İmparatorluğu’nun Lübnan’da egemen olduğu dönemde bölgedeki Şii ve Sünni köyler aralarında sürekli kavga ediyordu. Bunun üzerine Osmanlı idaresi ailemizi arabuluculuk etmek üzere, ‘Siz bundan sonra bizim gözlerimiz olacaksınız’ diyerek Trablusşam’a göndermiş. O zamandan beri buradayız. Osmanlı döneminde buralar hem askeri olarak önemliydi hem de Türkmen ailelerin nüfuzu geçerdi. Örneğin, dedemin babası burada muhtarmış. O zamanki idare bir suçtan dolayı bir Hıristiyan vatandaşı idama mahkûm etmiş. Muhtar dede, görevli Osmanlı paşasına gitmiş ve ‘Bu kişiyi asmayın. Asarsanız biz daha sonra hep beraber yaşayamayız. Hıristiyanlar arasındaki barışı da biz sağlıyoruz’ diyerek arayı bulmuş. O zamandan beri, tüm halklarla barış içinde yaşamayı başardık.”
 
 
 
Komşu köylerden ellerinde eski belgelerle geliyorlar
 
Abdülkerim, 400 yıl önce barıştırmaya geldikleri, etraflarındaki Şii ve Sünni Arap köylerinin de artık kavga etmediklerini söylüyor: “Düğün oluyor, hep beraber gidiyoruz. Şu an tüm köylerle ‘mümtaz’ vaziyetteyiz. Bizi keşfeden Büyükelçi İbrahim Dicleli’ydi. Osmanlı arşivlerinden araştırmış. Bize, ‘Siz bizden daha Türkmensiniz, aslisiniz!’ derdi. 2006-2008’de görevli Büyükelçi Serdar Kılıç zamanında köyümüze su ve altyapı hizmetleri sağlandı. Kızılay, 300 kişilik prefabrike okul yaptırdı. 100 sene önce köyde tüm halk Türkçe konuşurdu. O zamanlar komşu köylerden gelenler Arapça konuşmadığımız için bizi ‘geri kalmış’ bulurlardı. Hatta eski kafayla yaşadığımızı söylerlerdi. Türkiye tarafından keşfedildikten sonra yeniden kıymetlendik. Bu sefer çevre köylerden, ellerinde Osmanlı belgeleriyle gelip ‘Biz de Türk asıllıyız’ demeye başladılar. Çevre köylerde Türkiye’den bir şey isteyenler bizimle irtibata geçiyor. Biz de Türk Büyükelçiliği’ne iletiyoruz.” 
 
Köyde Türk izleri ve sevgisi her yerden belli oluyor. Abdülkerimlerin evinin salonunda dev bir İstanbul fotoğrafı yer alıyor. Anlatıyor: “Burada tamamen Osmanlı zamanından kalma Türk gelenekleriyle yaşıyoruz. Aynı yemekler, aynı âdetler... Şarkılarımız, halaylarımız hep Türkiye gibidir. Eskiden daha içimize kapanıktık. Dışardan kimseyle evlenmiyorduk, kimse de bizimle evlenmiyordu. Şimdi bu durum değişti.”
 
Ancak değişen başka bir şey daha var; çocuklarda Türkçe konuşma oranı azalmış. Köye bir Türkçe öğretmeni de gönderilmiş ama gençler pek rağbet etmiyormuş. Buna rağmen Türkiye’deki hem siyasi hem kültürel gelişmeler yakından takip ediliyor. En sevilen diziler ‘Kurtlar Vadisi’ ve ‘Diriliş Ertuğrul’. Biz yanlarından ayrılırken bir sitemlerini de dile getiriyorlar: “Suriyelilere vatandaşlık verildiğini duyuyoruz. Biz burada yüzyıllardır Türk kanıyla Türk olarak yaşıyoruz. Suriyelilerden önce bize vatandaşlık verilmeli.” 
 
 Trablusşam’da Osmanlı izleri
 
 Lübnan’ın başkenti Beyrut’a 85 kilometre uzaklıktaki Trablusşam’da Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalan tek iz Hicaz Demiryolu istasyonu ve Türkmen köyleri değil... Osmanlı hanedanının bir kısmı da Trablusşam’da yaşıyor. Leyla Jour, II. Abdülhamit’in torunu Nemika Sultan’ın torunu. Leyla Hanım, bir bayram kahvesi için bizi evine davet etme nezaketini gösterdi. Aile, bir süre Fransa’da yaşadıktan sonra 1940’lardan beri Trablusşam’da. Geçen yıl Cumhurbaşkanlığı’ndaki ‘Osmanlı hanedan üyeleri buluşması’na gelmişler ve Türk vatandaşı olmaya hazırlanıyorlar. Cumhurbaşkanı’na yaptıkları ziyaretten ve gördükleri ilgiden duygulandığını söyleyen Leyla Hanım, “Aynı tarihi paylaşıyoruz. Osmanlı torunu Türkler olarak biz de hepimiz Cumhuriyet’in çocuklarıyız” diyor...
 50 ülkede bayram paylaşımı
Lübnan, Türk Kızılayı’nın 2019 için aldığı vekâletlerle kurban kesimi ve dağıtımı yaptığı 50 ülkeden biriydi. Lübnan, dünyada nüfusuna oranla en çok Suriyeli mülteci barındıran ülke.  Kızılay da ihtiyaç sahibi ailelere kurban eti dağıttı.

Hürriyet

Eurasia Diary

Metinde hata varsa, onu not alıp Ctrl + Enter tuşuna basarak bize gönderin.

EurasiaDiary © İçeriğin yayınlanması için hiperlink kullanılmalı.

Bizi takip edin:
Twitter: @EurasiaTurk
Facebook: EurasiaTurkiye


Загрузка...